29 Haziran 2021

Mobbing Mağduru Öğretmenin Çığlığı

 

Mobbing Mağduru Öğretmenin Çığlığı Ölünce Mi Duyulur?

Atalay Girgin*

“Reva mıdır bu?” dedi Muhterem bey, “Reva mıdır hocam!” Öfkeliydi. Çantasından çıkardığı evrakları bana uzatırken aynı minval üzre sözlerini sürdürüyordu: Bir öğretmene yapılır mı bu hocam?

Birkaç sakinleştirici sözden sonra, “Ne olmuş? Ne yapılmış hocam?” dedim. “Okuyun ve siz değerlendirin hocam!” karşılığını vererek ekledi: Siz de bana hak vereceksiniz. Ölünce mi değerini anlayacağız biz bu öğretmenlerin? Ölünce mi?

Teoride Değil Pratikte Mobbing

Kulağım Muhterem beyde olsa da kaç sayfa olduğuna bakmadan ilk sayfadan itibaren merakla evrakları okumaya girişmiştim. “Değerli Bakanım Ziya Selçuk” hitabının ardından “Mobbing nedir?” sorusuyla başlıyordu.

Soruyu, kendi yaşadıklarını anlatan; “Mevzuata uygun şekilde yapılmayan deneme sınavlarından iki tanesini bu sınavlar yüzünden ders yapamaz hale geldiğim için yapmadığımdan dolayı yaşadığım Mobbing, arkasına aldığı siyasi destek ve örgütlü yapı ile liyakatsiz bir okul müdürünün bir öğretmeni önce “Tutanak tutalım terletelim, terlesin de görsün!’’ diyerek kapalı kapılar arkasında tehdit etmesi, mağdurun Bakanlığa şikayet etmesinden sonra yine kapalı kapılar arkasında ilçe Milli Eğitim Müdürü tarafından kendisine hakaret edilmesi, liyakatsiz okul müdürünün bazı öğretmenlere tutanak tutturarak 3 tane iftira atması ile başlayan İlçe Milli Eğitim Müdürü D.Ö ve muhakkik sıfatlı 2 tane lise müdürü N.E ve A.İ.K tarafından yapılan kesinlikle tarafsız ve objektif olmayan bir soruşturma ile 3 iftiranın da sübuta erdirilmesi ve öğretmenin alnına kesinlikle hak etmediği bir KINAMA cezasının yapıştırılması ile başlayan bir süreç ve bu sürecin devamında mağdurun kendisini aklayacak olan ve asıl suç işleyenlerin kim olduğunu gösteren delillere sahip olduğunu bildikleri için de İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Afyon İdare Mahkemesi desteğini de alarak üzerimdeki suçu kaldırmak için gösterdiğim çabaların engellenmesidir”, sözleriyle yanıtlıyordu.

26 Haziran 2021

MEB’deki “Soygun Grubu”nu Ziya Selçuk TBMM’den Sakladı

 

MEB’deki “Soygun Grubu”nu Ziya Selçuk TBMM’den Sakladı   

Atalay Girgin*

Dünü bugüne bağlayan gece bir tweet atıldı. Tweet olmasa da içerisinde dışa vuran bir bilgi beklenmedikti.

O ana dek tahmin ediliyor, konuşuluyor, hatta sorulup yazılıyor olsa da yetkililerin hakkında konuşmadığı, yok saydığı iddiaları doğrulayan bir tweet… Ya da hiç umulmadık bir anda birilerini yazılan üç beş sözcükle açığa düşürüveren bir tweet…

İşte dün gece atılan tweet böyle bir işleve sahipti. Tweeti atanın böyle bir kaygısı ve amacı var mıydı? Bilmiyorum. Ama onu paylaşan sıradan biri değildi. Yıllardır işin içindeydi. Ya olup biten her şeyden haberdardı ya da hiçbir şeyin farkında olmayacak kadar saf…

Ancak hakkında ileri sürülen iddialar üzerine, yıllardır emek vererek yaptığı işi anlatıp, kararlılıkla kendini savunurken, sanki farkına bile varmadan, o güne dek telaffuz edilmeyen MEB’deki rant ve koltuk çetelerince sürdürülen soygun düzeninin “Omerta” kuralını çiğneyip geçiverdi.

İşte O Kişi: Dr. Selçuk Özdemir

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un kardeşi Oktay Selçuk’un yönetim kurulunda olduğu İnova Akademi Bilişim Eğitim Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin ortağı Dr. Selçuk Özdemir, MEB’de “soygun yapmak üzere örgütlenmiş bir grubun” var olduğunu dile getirdi.

Halkın Kurtuluşu Partisi-HKP’nin, Ziya Selçuk da dâhil, kendisi hakkındaki suç duyurusunun ardından, twitter üzerinden yaptığı paylaşımlarda, “Bakanlık içinde soygun yapmak üzere örgütlenmiş bir grubun” olduğundan söz eden Selçuk Özdemir, Ziya Selçuk öncesinde de sonrasında da bunların kendilerini alet etmeye çalıştığı pisliğe bir gram bulaşma”dıklarını belirtti. 

Peki; bunlar ne anlama geliyordu? Kimin yazdıklarını doğruluyordu? Ve kimi, neden açığa düşürüyor, gerçeğe aykırı beyanda bulunmuş olma konumuna itiyordu?

22 Haziran 2021

Hangi Bakan Erdoğan’a “İstifa Resti” Çekti?

 

Hangi Bakan Erdoğan’a “İstifa Resti” Çekti?

Atalay Girgin*

İddia büyük! Hem de “kabinede üçüncü istifa vakası” olarak nitelendirilebilecek kadar önemli…

Ancak üç gündür, yani bu satırların yazıldığı ana kadar da hâlâ yalanlanmayan bir haber1 var ortada: Bakan “İstifa restini masaya koyarak” Erdoğan’ın isteğini engelledi. Bir başka deyişle “istifa resti”yle karşılaşan Erdoğan isteğinden vazgeçti.

Erdoğan’a “istifa resti” çekmek… Hem de onun isteğini engellemek için… Akla hayale gelmeyecek ve sığmayacak bir şeydi. Özellikle de bu dönemde… Buna hangi bakan cüret edebilirdi ki… Kabinede yer alan herkesi bakanlık koltuğuna oturtan, “bakan” sıfatıyla taçlandıran o değil miydi? Bir lütuf sahibine karşı bu nasıl yapılabilirdi ki…

İki Bakan Cüret Edemedi

Anımsayacaksınız!

Sedat Peker ortaya çıktığından beri süngüsü düşmüş olan İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu bile en güçlü olduğu söylenen bir dönemde ancak Twitter üzerinden istifa mesajı yayınlamaya cesaret edebilmişti.

O mesajın üzerinden yirmi dört saat bile geçmeden de soluğu Erdoğan’ın huzurunda alan Soylu, kendilerine olan sarsılmaz bağlılığını açıklamış ve kamuoyuna yansıyan skandallara rağmen, bir daha da istifanın “i”sinden bile söz edemez hale gelmişti.

Keza Berat Albayrak, Erdoğan’ın damadı olmasına rağmen, sesini duyuracak başka hiçbir mecra bulamadığı için, istifasını ancak Instagram üzerinden sunabilmişti. İlerleyen günlerde de bu istifa, bir “affedilme” talebi olarak nitelendirilip değerlendirilmiş, günler, haftalar, hatta aylar boyunca kendisinden haber alınamamıştı. Böylece lütuf sahibinin lütfettiği bir bakanlıktan istifa edilemeyeceğini cümle âlem öğrenmişti.

Yani Erdoğan’ın damadı olan Berat Albayrak bile, yüz yüze istifasını bildirebilecek bir cesarete sahip olmadığı için, instagramdan paylaştığı bir metinle “At izi it izine karıştı” diyerek çekilmişti sahneden. Hem de geride bıraktıklarından kimlere “it”, kimlere “at” dediği hâlâ kamuoyunca anlaşılamamış olsa da kısaca vaka buydu.

19 Haziran 2021

MEB’de Taciz ve Tecavüz

 

MEB’de Taciz ve Tecavüz…

Atalay Girgin*

Birçok kurumda olduğu gibi, MEB’de de toplumsal çözülme ve kültürel çürümenin her türden olumsuz tezahürünü içselleştirmiş bir anlayış egemendir. Yıllar içinde kökleşen ve bünyeyi saran bu anlayış, hangi cenahtan olursa olsun birçok kişiyi sarmalına alıp kendisine eklemleyerek başat hale gelmiştir.

Bundan dolayıdır ki bu anlayış mensupları için, MEB’de taciz ve tecavüz (eğer olay basının ve kamuoyunun gündemine düşmemişse) vaka-i adliyeden bile sayılmaz. Savcılar olayı duyar duymaz kendiliğinden harekete geçmedikleri sürece, sorun kolay kolay adliyeye yansıtılmaz. Yani, istisnalar hariç, “kol kırılır yen içinde kalır” mantığı işler.

Şikâyetçi, sorunu yargıya taşımadığı sürece sorun ya idari soruşturma sürecinde kapatılır ya da teklif edilen cezaların disiplin kurullarında bir alt dereceye düşürülmesiyle hitama erdirilir. Hele de adına taciz denilen cinsel istismarın ya da tecavüzün faili amirler-yöneticiler katına ve malum çevreye mensupsa…

Öte yandan, cinsel istismar, taciz ve tecavüz olaylarında, “görevi suistimal eden”; buna göz yuman ya da bilinçli bir biçimde, olayın faili olan amirlerini korumak için gerçeğe aykırı beyanda bulunan, yani yalan söyleyenler hakkında ise bu yalanları açığa çıktığında bile herhangi bir işlem yapılmaz. Hatta bunlar ödüllendirilircesine kariyer basamaklarında yükselirler. Daha doğrusu yükseltilirler.

Tacizciyi Müdür Olarak Atayanlar

Verdikleri kararlar ve yaptıkları atamalarla öğrencilerin cinsel taciz ve tecavüzlerine yol açan, zemin hazırlayan yöneticilere ilişkin, üst makamlarca kendiliğinden bir inceleme ve soruşturma gerçekleştirilmez. Bilmezlikten, görmezlikten gelinir. Örneğin; cinsel tacizden ceza almış, hatta hakkında cinsel tacizden adli hüküm verilmiş kişileri bile idareciliğe atadıkları bilindiği halde bunlara ilişkin işlem yapılmaz. Ki bunlardan biri hâlâ MEB’de Daire Başkanlığı koltuğunda oturmaktadır.

15 Haziran 2021

MEB Enkazında Üç Maaşla Oturan Bürokrat!

 

MEB Enkazında Üç Maaşla Oturan Bürokrat!

Atalay Girgin*


Kamuoyunda, internet haber siteleri ve sosyal medyada tespit edilebilen iki maaşlı bürokratlar sayılıp dökülüyor. Ama üç maaşlılara ilişkin, Odatv’nin CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’a dayandırdığı “üç maaşlı bakan yardımcısı”1 haberinden ötesi yok. Sanki üç maaşlı tek kişi Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Şakir Ercan Gül’den başkası yokmuş gibi…

Sahi! Başka üç maaşlı hiç kimse yok mu, AKP iktidarında ve onun bürokrasisinde? Olmaz olur mu hiç… Nasıl olsa memleket yağma Hasan’ın böreği… Ya da “Devlet malı deniz, yemeyen domuz”. Ne yapsın bu dönemin, aramakla zor bulunan güzide ve seçkin kadın ve erkekleri? Yemeyip de kendilerine “domuz” mu dedirtsinler? Kendilerine “domuz” dedirtip de “domuz”un günahına mı girsinler?

Elbette haklısınız! Onlar kendilerine “domuz” dedirtmeme fıtratı üzerine doğmuş, Allah’ın seçkin kullarıdır. Ve hiçbir Allah’ın kulu, onları bu fıtratın gereğini yapmaktan alıkoyamaz. Hatta Allah bile… Sonuçta kaderlerini başkası yazmadı ya… Dün yazdığını iki gün sonra değiştirmeyeceğine göre, onların ne suçu günahı var ki… Artık gerisini kaderlerine iki, üç, dört, hatta iş bulamadıkları için bir maaşlılık bile yazılmayanlar düşünsün! Düşünsünler de “Benim günahım, suçum neydi Allahım!” diyerek dövünsünler! Ya da hallerine şükretsinler!

İki Maaşlıların Haber Değeri Yok!

Hal buyken, günümüz bürokrasisinde iki maaşlılığın bile haber değeri kalmadı artık. Eskidi. Çünkü bürokrasi koridorlarında elini sallasan, birincisinde olmasa da ikincisinde, hadi bilemedin üçüncüsünde iki maaşlı birine çarpacak hale gelindi.

Ama üç maaşlılık için aynısı söylenemez! O günler gelmedi daha. Hele bir dört maaşlılar tespit edilmeye başlansın. Sıra onlara da gelecek! Onlar da haber değerini yitirecek.

Şimdi şuraya iki maaşlı üç beş isim yazsam. Emin olun ilgililerinden başka kimsenin dikkatini bile çekmeyecek. Hatta içinizden birileri “Bunlar da kim?” bile demeyecek. Ama MEB’in üç maaşlı seçkin ve güzide bürokratının adını yazdığımda işin rengi değişecek!

Peki; MEB enkazının üzerinde oturan, şu üç maaşlı şanslı bürokrat kim? “Devlet malı deniz yemeyen domuz” sözünü doğrulayabilmek için cansiperane bir biçimde çırpınan ve bu uğurda kendini feda eden bürokrat kim?

10 Haziran 2021

Deneme Hakkında Bir “Deneme”

 

Deneme Hakkında Bir “Deneme”

Halit Suiçmez

“Hayatı bir yara gibi deşmek gerek,

Hayatı bir buğday tanesi gibi keşfetmek gerek”(Ö.İnce)

(Kaynak; Atalay Girgin, ÖĞRETMEN, Düzenin Duvarındaki Tuğla, 2. Baskı, Sobil Yayıncılık, 2014, s;129)


Deneme bir yazınsal türdür.

Bir yazarın bilim, felsefe, yazın ve sanat konuları üzerinde kişisel düşünce ve duygularını içtenlikle dile getirdiği bir düzyazı türüdür.

En sevdiğim edebiyat dallarından biridir deneme. Konuyu özgürce seçersin. Yazıda düşünsel boyut ağır basar.

Bir konuşma-sohbet havası içinde, güler yüzlü, iddiasız, samimi bir tarzda yazarsın anlatmak istediklerini.

Şişinmeden, böbürlenmeden, bilgiçliğe kaçmadan...

Bu türün babası 16.yüzyılda Fransız yazar Montaigne’dir.

Yazar, “yeni bir edebiyat türünü deneme” anlamında deneme kavramını ilk kullanan kişidir. O günden beri bağımsız bir yazın alanı olarak büyük bir gelişme göstermiştir.

Denemeci öne sürdüğü her düşünceyi kanıtlama peşinde değildir. Denemeyi makale ve eleştiriden ayıran yönü burasıdır. Çünkü bilgilendirme ve öğretme temel amaç değildir denemede.

Ünlü denemecimiz Nermi Uygur’a göre:

20 Mayıs 2021

Kapitalizm – Devlet - Mafya

 

Kapitalizm – Devlet - Mafya…

 

Fikret Başkaya

 

Kapitalizm yasal mafya, mafya da yasal olmayan kapitalizmdir”.

 

                                                                       DarioBötancourt- Maria Garcia

 

Kapitalizm, egemen sınıf tarafından kanunileştirilmiş (yasalara bağlanmış) bir kanunsuzluktur”.

                                               Al Capone (Amerikalımafya lideri, milyoner)

 

“Devlet için kurşun atan da şereflidir,   kurşun yiyen de şereflidir”.

 

                                                                           Tansu Çiller (Eski başbakan)

 

Mafya lideri Sedat Peker’in yaptığı peş peşe açıklamalar, ‘organize suç örgütü’ denilenleri yeniden gündeme taşıdı… Bu konudaki ‘tartışmalar’ hiçbir zaman sorunun kaynağına inmiyor, bir hamaset olmanın ötesine geçemiyor… Amaç kitleleri aldatmak-oyalamak, sorunun üzerine gidiliyor izlenimi yaratmak… Dikkat edilirse, kamuoyu ‘skandaldan’ ancak mafyatik örgütler arasında bir sürtüşme, ya da Susurluk vakasında olduğu gibi, bir kaza sonucu haberdar olabiliyor. Oysa, mafyatik örgütler, kibarca ‘organize suç örgütü’ denilenler, arizî ve istisna değil. Doğrudan kapitalizmin mantığının ve işleyişinin ürünü… 

Organize suç örgütü dendiğinde ekseri uyuşturucu, silah, kadın ticareti, organ ticareti, vb. akla geliyor. Oysa bu kadarı buzdağının görünen kısmı… Elbette ‘klasik mafya etkinliği – esrar, kokain, silah- önemsiz değil ama şimdilerde enerji ve ‘inşaat’ da mafyanın ilgi alanına daha çok girmiş bulunuyor… Aslında sorun doğrudan kapitalizmde mündemiç; zenginliğin bir hırsızlık olmasıyla ilgili… Lakin, kapitalist toplumda zenginlik tabudur. Kimse onu tartışmaya cüret etmez, edemez… Tabu, tanımı gereği yasaklanarak korunan demektir… Dokunanın elini yakar… Zenginliğin kaynağını sorun eden, servet düşmanı ilan edilir ve lanetlenir;sanki servet düşmanı olmak kötü bir şeymiş gibi… Tam tersine asıl kötü olan servet düşmanı olmamaktır… 

17 Mayıs 2021

“Öğretmeni Torpil Dilenen Toplum Sürünür!”

 

“Öğretmeni Torpil Dilenen Toplum Sürünür!”*

Söyleşi: Şahin Aybek-Atalay Girgin    

Biliyorsunuzdur: Son günlerde Sedat Peker’in açıklamalarıyla siyaset ve mafya ilişkilerinin hangi boyutlara eriştiği gözler önüne serilmeye başladı. Buradan hareketle sormak istediğim şudur: Bu türden ilişkilerin, yani rant ve çeteleşme ilişkilerinin MEB ve eğitimde olmadığını söyleyebilmek mümkün mü? Ya da MEB ve eğitimde de bu tür ilişkiler var mıdır?

Gerçek Gündem’deki yazılarımda ısrarla üzerinde durduğum ve vurguladığım bir konu var: Toplumsal çözülme ve kültürel çürüme. Bu çürümenin en tepeden en alt düzeye dek tüm toplumsal kurum ve kuruluşları kuşattığı, hatta kuşatmaktan öte içselleşerek, söz konusu kurum ve kuruluşları felç ettiği bir vakadır. Çözülme ve çürüme eşliğinde gerçekleşen ve olağanüstü bir nitelik taşıyan bu toplumsal bunalım döneminde, birçok kişinin ve grubun “toplumsal kültürel ayakkabıları vurmaya” başlamıştır.

Hangi neden ya da saiklerle olursa olsun, Sedat Peker de yaptığı açıklamalara istinaden “toplumsal kültürel ayakkabıları vurmaya” başlayanlardan biri olarak sahnede yerini almıştır. Ve iddialara göre, zamanlaması manidar bir biçimde, sanki birilerinden “konuş” talimatı almışçasına ortaya çıkmış ve yılların “Youtuber”larını kıskandırırcasına, söyledikleriyle toplumun geniş kesimlerinin ilgi odağına dönüşmüştür.

Aslında söyledikleri, toplumsal çözülme ve kültürel, ahlaki çürüme ve yozlaşmanın yasamadan yargı ve yürütmeye dek tüm toplumsal kurumları sarmalına alıp savurduğu koşullarda, okyanusta bir damla kabilindendir. Onun kendi at koşturduğu alana ilişkin telaffuz ettiği olaylar ve ilişkiler, uzun yıllardır siyasetten ekonomiye, dinden eğitime dek toplumsal kurum ve kuruluşların geneline egemendir. Hem de şu ya da bu oranda muhalefet ve muhalefet içerisinde yer alan birileri de bu sarmalın içindedir.

12 Mayıs 2021

“Türk Milletinin Romanı”: Anadolu İhtilali

 

“Türk Milletinin Romanı”: Anadolu İhtilali

 Halit Suiçmez 

Mayıs’ın mavi-beyaz günleri…

Ankara’da “evde kal” günlerinde okuyup değerlendirdiğim önemli kitaplardan biri de, Sabahattin Selek’in Anadolu İhtilali isimli dev eseridir.

Büyük özlemlerinden biri ne deseler, yanıtım şu olurdu:

Roman diliyle bu kitabı baştan sona öyküleştirip yazmak ve yayımlamak..

Bu eserin gerçekçi bir filmini yapmak..

Çünkü, en büyük eser budur, kanımca..en büyük roman, şiir, en güzel film ve en esaslı, kalıcı bir millet şarkısı..türküsü..

Anadolu İhtilali Türk Milletinin Romanıdır.

1968’de Burçak Yayınevince yayımlanan eser, dördüncü baskı olup,740 sayfadan ibarettir.

Hem bu kitap, hem bilinen-bilinmeyen tüm boyutlarıyla ihtilalin kendisi, hem de bu konuda yazılmış-yazılacak diğer tüm bilimsel ve sanatsal eserler “Türk Milletinin Romanı” olarak tarihteki yerini alacaktır.

Bu yazıda yer yer değinsek de, “Anadolu İhtilalinde Ekonomi Politik Unsurlar” başlıklı bir incelemeyi ayrıca yapmalıyız.

Dinamik ve gerçekçi bir yaklaşımla ele alınmıştır zamanın olayları.

Somuttur tarihsel ve toplumsal gelişmeler, bilimsel görüşle değerlendirilmiştir.

Hem bireylerin rolü hem de toplumsal yapı arasındaki dengeler iyi kurulmuştur.

Dün- bugün ve gelecek arasındaki karşılıklı etkileşim ile değişimin temel dinamikleri eksiksiz saptanmıştır.

30 Nisan 2021

Bak Şu 'Bakan'a!

 

Bak Şu ‘Bakan’a!

Atalay Girgin*

Recep Tayyip Erdoğan kabinesinin ‘bakan’larına ilişkin geçmişten günümüze birbiri ardına iddialar ortaya atılıyor. Bunlardan bazıları salt iddia düzeyinde dile getirilirken, bazıları belgeleriyle birlikte yazılıp çiziliyor.

Damat Berat Albayrak’a ilişkin ve neredeyse herkesin malumu olanları saymazsak… Kabinenin ‘bakan’larına ilişkin ilk iddia Ahmet Nesin tarafından kaleme alındı: Yoksa İltica Mı Edeceksiniz Sayın Bakanım1.

İlk ve Tek Tepki Soylu’dan

Ahmet Nesin, şu anda ‘bakan’ olan birinin 2018 Haziran seçimleri öncesinde, Almanya’da “ev aradığını” dillendirdi. Artı Gerçek haber sitesinde yayımlanan yazıda bu ‘bakan’ın adından söz edilmemiş, bazı ortak özellikler sıralanmıştı.

Bu özellikleri taşıyan birden fazla ‘bakan’ vardı. Ancak, nedendir bilinmez, herhangi bir isimden söz edilmemesine rağmen, Ahmet Nesin’in bu yazısına, ilk ve tek tepki, İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu’dan geldi. Belirtilen özellikleri taşıyan diğer ‘bakan’lar ise oralı bile olmadı.

Lakin Soylu, “yarası olan gocunur” sözünü anımsatırcasına ve bir paratoner misali yazılanları hemen kendi üzerine alınmıştı. Alınmakla da kalmamış ve ‘bakan’ sıfatına da sığınarak, kendisine yakışan bir biçimde hiddetini hakaretamiz sözler eşliğinde dışa vuran tehditvari bir açıklama yapmıştı: İspat etmezsen karışmam2

Yaşar Kemal Romanlarında Ekonomi Politik Unsurlar

 

Yaşar Kemal Romanlarında Ekonomi Politik Unsurlar

Halit Suiçmez

Ekonomi Politik, üretimin ve bölüşümün toplumsal ilişkilerini tarihsel gelişmeleri içinde inceler.(Orhan Hançerlioğlu, Ekonomi Sözlüğü, Remzi Kitabevi,Birinci Basım, Haziran 1972,s;66)

Üretim araçlarının gelişmesi, zamanı, ekonomiyi ve tüketimi belirler. Yeni bir üretim aracı, bir başkasını eskitir, zorlar.

Yazar eserinde, tarihsel ve sosyal zamana önem vermelidir.

Roman toplumsal gelişmeyi yansıtmalı, ya da eşdeyişle, toplumsal gelişme romana yansıtılmalıdır.

Bunu yazar yapacak, ama yaparken de etik ve estetik tutuma özen gösterecektir.

Neyi, niçin ve nasıl yaptığının bilincinde olacak, gerçekliğin hem tarihsel hem de toplumsal ve bireysel boyutlarını derinliğine verebilecektir.

Prof. Dr. Alemdar Yalçın’a göre, “…Türk romanı, siyasal ve sosyal değişmeye sosyal bilimlerden daha çok ilgi göstermiş ve bu değişimi üstün bir başarı ile anlatmıştır…”( Cumhuriyet Dönemi Çağdaş Türk Romanı, Cilt 1, 4.Baskı,2017, s;157)

Hangi üretim biçimindeyiz, hangi sosyal sınıflar güçlenmekte, bireyi anlatırken, somuta ve derinliğine, karmaşıklığına inebilmekte miyiz.Tüm bu sorular yol gösterici olabilir..

Sanatçı önceden gören-sezense son 20 yılı kimler önden görüp yazmıştır?

2000’li yılları, Fetö’yü, fetö’nün kimi çevreleri, kimi çevrelerin de  onu kullanmasını, ergenekon-balyoz- 17 aralık-15 temmuz olaylarını, yönetimsel boyuttaki anayasa- meclis-hükümet değişimlerini..

Sanatçı çağının tanığıysa siyasal islamı kim romanlaştırmıştır?

Örneğin,Sabahattin Ali Sırça Köşk öyküsünde bu yılları(2020) mı öngörmüş?

17 Nisan 2021

"Gönüllü Yetingen" Başkaya İle Söyleşi

 

Fikret Başkaya: “Bilinç devrimine, etik ve entelektüel bir yenilenmeye ihtiyaç var”.

Serdar Kırımlı

Gönüllü yetingenlik tercihi yapmış, yıllardan beri öyle yaşayan biri olarak…” diyorsunuz. Gönüllü yetingenlikten ne anlamalıyız?

Azla yetinmek, insan refahının ve mutluluğun daha çok şey sahip olmaktan geçmediğini bilmek. Neyin gerçekten ihtiyaç olduğuna kendin karar vermek. Abuk-subuk şeylere sahip olmak için didinip durmamak. Tüketim saçmalığından uzak durmak. Reklamların nasıl rezil bir şey olduğunu bilmek… Tüketim yarışında başkalarını geçmeye değil, kendini aşmaya çalışmak… Çok şeye sahip olmak değil, olabildiğince az şeye ihtiyaç duymak… Sokrates bir pazarın içenden geçmiş, geriye dönüp bakmış, “ihtiyacım olmayan onca şey” demiş…

Bildiğim kadarıyla arabanız yok.

Benim durumumda biri için bir araba sahibi olmanın hiçbir mantıkî gerekçesi olamaz. Araba  ancak yaptığın işin, mesleğinin bir gereğiyse edinilecek bir şeydir. Benim gibi Ankara’da yaşayan biri için çok sayıda ulaşım seçeneği var: Metro var, otobüs var, halk otobüsü var, banliyö treni var, dolmuş var, taksi var… Duruma göre bunlardan birini kullanırsın. Araba edinmek için önemli bir para gerekir, yakıtı var, vergisi var, sigortası var… Araba almak buzdolabı almaya benzemez… Kaldı ki, arabanın genel ulaşım aracı olmasına, yaygın kullanımına ilkesel olarak karşıyım… Ettiği sevap, ürküttüğü kurbağaya değmiyor… Temel ulaşım aracı ‘toplu taşıma’ olmalıdır… Arabanın (otomobilin) topluma ve doğaya verdiği zararlar saymakla bitmez…

Bir zamanlar cep telefonunuz da yoktu. Hala yok mu?

Birkaç yıl önce bir devlet dairesine işim düşmüştü. Memur cep telefonumu sordu. Söyledim. “Bu olmaz, cep telefonu numarası lâzım” dedi… Anladım ki, cep telefonu zorunlu ihtiyaç haline gelmiş… Ben de 90 liraya ‘akılsız’ bir cep telefonu aldım. Şu anda cep telefonum var…  

15 Nisan 2021

Ece Ayhan Şiirinde Politik Yansımalar

 

Ece Ayhan Şiirinde Politik Yansımalar…

Halit Suiçmez

“…Genel olarak sanatta, ki esas olarak edebiyatta, bir yapıtı, hatta bir tek şiir ya da öyküyü bile felsefeyle sorguya çeken, felsefeyle değerlendirip değerleyen bir bakış…felsefi bir bakıştır…”(Atalay Girgin, Edebiyat Nedir Kİ, Dorlion Yayınları, 2019, Sayfa;113)


Ece Ayhan(1931-2002) Datça’da doğmuş, İzmir’de ölmüştür.

Tam adı,Ece Ayhan Çağlar.

Yüksek öğrenimine 1953'te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde başlar ve 1959'da mezun olur.

Aynı yıl, İstanbul maiyet memurluğunda başladığı stajını ve kaymakamlık kursunu tamamlar.

1962'de Deniz Hafize Hanım ile evlenir ve kaymakam olarak atandığı Gürün'de göreve başlar.

1963'te Alaca'da (Çorum) kaymakamlık ve belediye başkanlığı görevlerine atanır; aynı yıl tek çocuğu olan Ege dünyaya gelir.

1964'te Tuzla Piyade Okulu'nda yedek subay öğrenci olarak başladığı askerlik hizmetini tamamlar ve 1965'te Çardak (Denizli) kaymakamlığına atanır.

Disiplinli bir yaşam tarzı ve memurluk hayatı, edebiyat çevrelerinde bugün de “hırçın şair”, “huysuz şair” olarak anılan Ece Ayhan’ın yaradılış özelliğiyle bağdaşmayacak olgulardır.

Ece Ayhan, 1966’da devlet memurluğu görevinden ayrılarak “soluk alıp verdiğini gerçekten duyduğum tek kent” dediği İstanbul’a yerleşir.

Kansere yakalanan eşi Deniz Hafize Hanım'ı 1968'de kaybeder. Ekonomik durumunun çok kötü olması ve yaşının küçüklüğü gibi nedenlerle oğlunun bakımını eşinin ebeveynine bırakır.

Ece Ayhan, 1974’ten ölümüne kadar, beynindeki tümörün yol açtığı birtakım hastalıkların sıkıntılarıyla yaşamıştır.

09 Nisan 2021

Müesses Nizamın Muhalefeti

 

Müesses nizamın muhalefeti…

 

Fikret Başkaya

 

Savaş Barıştır, Özgürlük

Köleliktir, Cahillik Güçtür                                                     G. Orwell 

Türkiye’de demokrasi pratiğinin hiçbir zaman reel bir karşılığı olmadı. Kitlelerin politik alanda etkili olmasına izin verilmedi. Her ne kadar TBMM’nin genel kurul salonu duvarında  “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” dense de, çok sayıda ‘kayıt ve şartla’ egemenlik halkın elinden alındı… Rejimin adı ‘cumhuriyet’ olarak değiştirildi diye şeylerin seyrinin de değişmesi gerekmiyordu… Bir cumhuriyet rejimindekitlelerin iradesinin reel bir karşılığı vardır. Olması gerekir. Aslında bizde ‘cumhuriyet’, bundan sonra padişah olmayacağın karşılığıydı. Padişah yoksa cumhuriyettir demeye geliyordu. Rejim mefhum-u muhalifinden giderek tanımlanıyordu. Kaldı ki, cumhuriyet, halkın gıyabında ilan edilmişti. Tipik bir darbe söz konusuydu… Öyle olduğunu görmek için resmi tarihe, resmî ideolojiye dair biraz kafa yormak gerekirdi… İlkokuldan üniversiteye, oradan askerliğe kadar, genç nesiller öyle bir bağnaz resmî ideoloji ve resmi tarih ‘rahle-i tedrisinden’ geçiriliyor ki, insanların düşünme yeteneği dumura uğruyor… Bir de zihinleri resmî ideoloji tarafından köreltilmiş olanlara ‘aydın’ deniyor… Esasen Türkiye bir ‘aydınlar ülkesidir’… Aydın sayılmak için bir diploma yeterli koşuldur… 

05 Nisan 2021

Milli Eğitim Lime Lime Dökülüyor

 

Milli Eğitim Lime Lime Dökülüyor ‘Bakan’ Üfürüyor!

Atalay Girgin*

Uzun süredir, boşuna toplumsal çözülme ve kültürel çürümeden söz etmiyoruz. Keza bunun, başta eğitim olmak üzere, yasamadan yargı ve yürütmeye dek tüm toplumsal kurum ve kuruluşları sarmalına aldığından ve bir enkaza, hatta bataklığa dönüştürdüğünden de…

Pazar günü Mine Kırıkkanat değindi Cumhuriyet’teki köşesinde1… Kendini ahlaki değer erozyonu ve yozlaşmayla dışa vuran kültürel çürümenin ve buna eşlik eden ilişkiler ağının nereden nereye, kimlerden kimlere dek uzandığına… Herkesin üzerine alınmasına gerek yok ama kendisine bel bağlanan muhalefet de dâhil aynı bataklıkta kulaç atan ve debelenenlere…

MEB, yani Milli Eğitim’se bambaşka bir enkaz yığını… Dökülüyor. Malum ‘bakan’ ise koltuğa oturtulduğu, pardon atandığı ve çiçeği burnunda arzı endam eylediği günlerde “nicel başarı hikâyesi” övgüleri düzdüğü eğitim enkazına, şimdi o enkazın en tepesinden bakıyor. Hem de kayıtsızca… Belki de son kez temaşa eyliyor. Ne keyif ama…

Öyle bakıyor ki elinden bakmaktan ötesi gelmiyor. Zaten yapmaya, düzeltmeye mecali de yok! O da bakmaktan usanmış ya da can sıkıntısından bıkmış olmalı ki günün ve gündemin akıntısına bırakıyor kendini… Ve gecikmekten korkarcasına, kaygılı bir telaş içinde “Vesayet, demokrasi, millet egemenliği” söz ve kavramlarını üfürüyor. Ve “Buradayım efendim!” dercesine sosyal medyanın akışında gerçekleşen içtimaya yetişiyor.

21 Mart 2021

Edebi Ürünlerde “Değerlendirme”

 

Edebi Ürünlerde “Değerlendirme” Konusu

Halit Suiçmez

“…Edebiyatta felsefi olanı bulmak için etik boyuta bakılmalı… bunun da yolu… yapıtın değerinin saptanması, söylediklerine, gösterdiklerine uygun değerlendirilebilmesidir…”

(Atalay Girgin, Edebiyatta Felsefe, Felsefe ve Edebiyat, Çizgi Kitabevi, Eylül 2014, Sayfa 257-264)

 


Giriş

Genel olarak bilimde olsun sanatta olsun, felsefede, hatta sadece entelektüel etkinliklerde değil, hayatın her anında şu üç soru insan yaşamının temel dinamikleridir;

-Ne yapacağız(yapmalı)?

-Niçin yapacağız(yapmalı)?

-Nasıl yapmalı(yapacağız)?

Elbette bu soruların yanına veya devamına yer ve zaman(kapsam)boyutlarını da katarak bir işin-eylemin gerçekleşme planını tamamlarız.

“Ne yapılmalı” sorusu, konuyu, işin-eylemin amacını ortaya koyar.

“Niçin” sorusu o konunun önemini-gerekçesini, insan için, dünyamız için, toplumsal gelişme için anlamını ortaya koymak demektir.

“Nasıl yapmalı” sorusu da bilimde yöntemi, sanatta estetiği gündeme getirir.

Değer Kavramı

Değer kavramı felsefenin içindedir. İoanna Kuçuradi’ye göre;

“Değer; bir şeyin değeri… o şeyin kendisiyle aynı türden şeyler arasındaki özel yeridir; bir yazın yapıtı söz konusu olduğunda bu, o yapıtın ait olduğu alandaki yeri demektir… değer yargılarından ve etik değerlerden ayrıdır bu değer kavramı…

“Andımız” Bahane İlanı Aşk Şahane

 

“Andımız” Bahane Gaz Alma Operasyonu ve İlan-ı Aşk Şahane  

Atalay Girgin*

İlk gündeme düştüğü andan beri, “Andımız” konusu, bir mesaj düellosuna vesile olmaktan öte gitmedi. Hem de ikiyüzlülüğün, riyakârlığın ve tutarsızlığın arz-ı endam eylediği, zora düşenin sıvışmaya hazır olduğu bir düello…

İktidar mahfilleri, herkesin gözünün içine bakarak, hatta MEB’in “Andımız” marşının okullarda okunmasını yasaklayan işlemini iptal eden yargı kararına rağmen, bu konuda kararlılıklarının gereğini yaparken… Sözüm ona “Andımız da Andımız” diye tutturan sendikacılar, öğretmenler1 ve “Türk milliyetçiliği” dendiğinde mangalda kül bırakmayan parti yetkilileri, bir bardak bile değil, bir kaşık suda fırtına kopartırcasına açıklamalara giriştiler.

Ve her biri bilinçli ya da bilinçsizce kendi rolünü oynadı. Tüm figüranlar gibi, kimi inanarak, kimi de kendini akıntıya kaptırarak… Hem de bir kez değil. Tam üç kez… İlk ikisi hüsrandı. Üçüncüsündeyse kurşunlar da dâhil oldu mesajlara… Elbette yalnızca görsel olarak…

14 Mart 2021

Bir Erol Toy Göçtü Aramızdan…

 

Bir Erol Toy Göçtü Aramızdan…

Evet! Bir Erol Toy göçtü aramızdan… Ardında toprak kokan, Alaşehir kokan, kehribar taneli üzüm kokan romanlar da bırakarak…

Öykü, roman, deneme ve eleştiri yazarı Erol Toy, 85 yaşında yaşamını yitirdi. Yazarın ölüm haberini, kızı Ayşe Toy sosyal medya hesabından paylaştığı mesajla duyurdu.

Toy yaptığı açıklamada, "Canım babam, yazar Erol Toy, uzun bir hastalığının sonunda yanımızdan ayrıldı, acımız tarifsiz. Babacım, merak etme, ömrün boyunca kaleminle anlatmak ve korumak için mücadele ettiğin laik Cumhuriyet bize emanet artık. Fikirlerin ölümsüz, huzur içinde uyu" notunu düştü.

İnsan Üzerine

                                                         İNSAN ÜZERİNE…

Halit SUİÇMEZ

“İnsan kabuller varlığıdır…”

(Atalay Girgin, Edebiyat Nedir Ki, Sayfa 26)

“…Toplumsal bir varlık olarak, amacı olan ve bir ya da birden fazla amaçla eyleyen tek varlık insandır.”

(Atalay Girgin, Edebiyat Nedir Ki, Sayfa 52)

 

1-Giriş

Mart ayının o mavi-beyaz parlak Ankara sabahında, “insan nedir?” çalışmasına başladığımda, aklımda çok net bir yanıt yoktu.

Masamda, bir kısmı okunmuş, diğerleri sırasını bekleyen birkaç kitap ve bazı dağınık notlar vardı.

Geniş zamanlı çalışmalardan birine başlamanın gülümseten hazzıyla ön yazı ve okuma taslağımı yaptım.

Çeşitli yazar ve düşünürlerin insan anlayışlarını inceleyecek, sonrasında da hem bu düşüncelerden, hem de kendi yaşam deneyimlerimden öğrendiklerimi birleştirip bir kısa sonuca gidecektim.

Konunun kısa bir deneme yazısının sınırlarını çok aştığının farkındayım.

Öyle de olsa, her yazının bir özgürlük çağrısı olduğunu bilerek, insanı birlikte arama çabamıza “hoş geldiniz” diyerek başlayalım.

İlk olarak, çağımıza uygun davranıp, Google Hazretlerine “insan nedir” diye yazdığımızda şu bilgiler gelmektedir;

Diyor ki, ad olarak, 1. memelilerden iki eli, iki ayağı bulunan, iki ayak üzerinde dik bir biçimde dolaşan, aklı ve düşünme yeteneği olan, dille, sözle anlaşan, en gelişmiş canlı sayılan yaratık. 2. bu türe giren canlı varlık.

Taksonomik adı Homo Sapiens. Taksonomi düzenleme, sınıflandırma demek.

Anatomik olarak iki yüz bin yıl önce Afrika’da ortaya çıkmış ve modern davranışlarına 50 bin yıl önce kavuşmuştur.

Canlı bilimi bu saptamaları yapmış.

Biz bu yazıda daha çok sosyolojik ve psikolojik yönlerden bir arayış çabası içinde olacağız..

2.İnsan Anlayışları

2.1. Antik Çağ’da İnsan Anlayışı

Aristoteles, Politika isimli eserinde insanı “siyasal” bir hayvan olarak tanımlar.

İnsan konuşma kapasitesiyle donatılmış tek siyasal varlıktır.

Milli Eğitim’de Kimler Neler Yapmış Neler?

 

Milli Eğitim’de Kimler Neler Yapmış Neler?

Atalay Girgin*

Aslında, bu yazının başlığını, “Türkiye’de kimler neler yapmış neler?” diye yazıp okumak da mümkün. Ve ardı sıra gerisini Türkiye’de yapılanlar üzerinden yazmak da… Çünkü Milli Eğitim Bakanlığı’nda olanlar toplumsal ve siyasal olarak yaşananların küçük bir parçası… Yani yalnızca MEB’e, MEB bürokrasisine özgü değil olup bitenler…

Bunda da şaşılacak herhangi bir şey yok. Çünkü uzun zamandır toplumsal olarak ilginç bir dönemden geçiyoruz. “İlginç” dediğime bakmayın. O sözün gelişi… Aslında olağanüstü bir toplumsal bunalımın tam ortasında yaşıyoruz. Hem de toplumsal çözülme ve kültürel çürümenin tüm temel toplumsal kurum ve kuruluşları sarıp sarmaladığı, her yere sirayet ettiği bir dönemde… “Türkiye Cumhuriyeti’nin adı1”ndan ötesinin kalmadığı, yasama ve yargıdan yürütmeye, ekonomiden siyasete dek her şeyin, bu çözülme ve çürüme sarmalında savruldukça enkaza dönüştüğü bir dönemde…

Anımsayacaksınız! Akıldanelerin yazıp promptere yükledikleri “Fikri bir buhran içinde çırpınıyoruz” sözüyle, yaşanan durumu cümle âleme ilan eden Recep Tayyip Erdoğan, bu enkazın üzerine bir nevi itiraf bayrağını dikmişti geçtiğimiz aylarda. Lakin bu, yalnızca çok gecikmiş bir teşhis ve itiraf olmaktan öte bir değer taşımıyordu. Çünkü ne yaşanan olağanüstü toplumsal bunalıma bir çareydi ne de enkaza dönüşmüş herhangi bir kurum ve kuruluşa...