07 Mart 2021

“Sizin Hiç Irzınıza Geçildi Mi Öğretmenim?”

 

“Sizin Hiç Irzınıza Geçildi Mi Öğretmenim?”

Atalay Girgin*


Yer, yine Marmaris… Yine Marmaris’te bir okul… Halit Narin Anadolu Turizm ve Otelcilik Lisesi…

Tecavüze uğrayan 15 yaşında bir kız öğrenci… Hem de “defalarca ırzıma geç”ildi diyen bir insan... Bir insan yavrusu… Yaşanan da vahim sonrası da… Çünkü Okul, Milli Eğitim Müdürlüğü ve Adliye arasında kapanan ya da kaybolan, akıbeti belirsiz bir tecavüz dosyası

Geriye kalan ise yaşadığı travmaların etkisiyle kırık dökük, yaralı ve acılı bir kadın… Hangi sözcük anlatabilir, hangi cümleler aktarabilir ki bu acıyı… Hiç… Hem de hiçbir sözcük, hiçbir cümle anlatamaz bunu… Hatta yüzlerce sayfa yazsanız bile kifayetsiz kalır anlatmaya…

Bu yüzdendir ki “Anladım” diyenler… “Seni anlıyorum” diyenler, ne denli içten ve samimi olurlarsa olsunlar, külliyen yalan söylerler. Çünkü her acı bireysel yaşanır. Ve hiçbir acı paylaşılmaz. Yalnızca yaşayanın belleğine kazınır.

Neresinden başlanır ki bunu anlatmaya… Bilmiyorum. Ama yine de bir yerinden başlamam gerek…

 Önce Okulda Kapanır Dosya

Arzu Okulu” adlı romanı, tam da bunları düşünerek yazmıştım. Ve “Bir daha yaşanmasın diye… Başta Pozantı Cezaevi, Haymana Nuri Bektaş Anadolu Lisesi ve Karaman olmak üzere, tüm cezaevleri ve okullarda, yurtlarda cinsel taciz ve tecavüze uğrayan çocuklara…” ithaf etmiştim. Okulların ve cezaevlerinin duvarları arasına hapsedilen tecavüz vakalarını düşünerek… O kadar çoktu ki basının gündemine düşmeyenlerden zerre haberdar olmadan yaşayıp gidiyorduk her birimiz…

05 Mart 2021

Diplomalı Burjuvaların İhaneti

 

Diplomalı Burjuvaların İhaneti 

Fikret Başkaya 

Francis Bacon’a atfen ‘bigi güçtür, bilgi iktidardır’ denir. Esasen paraya ve iktidara giden yol, bilgiye sahip olmaktan geçiyor. Bilgiye sahip olan hem paraya ve hem de güce -iktidara- sahip olabiliyor… Başka türlü söylersek, bu ikisi arasında bir geçirgenlik var… Sınıflı toplumların tarihi bilgi sahibi, dolayısıyla güç ve iktidar sahibi olanların da tarihidir… İlkel toplumun ‘büyücüsü’, Firavun’un rüya yorumcusu, Feodal dönemin Yüksek Klerjesi (ruhban sınıfı) Çin’in eğitimli memurları olan mandarinler, Osmanlının Uleması, kapitalist çağın diplomalıları, vb.hep dönemlerinin yönetici elitlerini oluşturdular. Bizde kapitalist gelişmeyle (yarı-sömürgeleşmeyle densin) Osmanlının uleması önce münevver, Cumhuriyet sonrasında da aydın oldu (sayıldı)ki, ülkenin kaderi onlardan soruluyor… 

Kapitalizm öncesi çağlarda eğitimli kesim hep küçük bir azınlıktı. Kapitalizmle birlikte ve zamanla, okulların, üniversitelerin kapıları görece mütevazı toplum kesimlerine de açıldı ama bu durum şeylerin seyri üzerinde pek etkili olamadı. Yeksek düzeyde eğitimli olanların prestiji, itibarı her zaman büyüktü… Tarih de eğitimli, diplomalı uzmanlar tarafından yazıldığı için, şeylerin gerçeğine nüfuz etmek zorlaştı… Sömürü düzenini, yeniden ve yeniden üreten bizde aydın denilen diplomalıların aslında neyin, kimin hizmetinde oldukları, yapıp-ettiklerinin kimin için ne anlama geldiği pek sorun edilmiyor. Oysa, bu durumun tartışma konusu yapılması, bilince çıkarılması hayatî önem taşıyor. Zira, söz konusu kesimher zaman, kendini ilericiliğin, modernliğin timsali olarak sunmayı başarıyor. 

04 Mart 2021

Gizemli ve “Münferit Müdür”ün Topuk Sesleri

 

MEB’de Gizemli ve “Münferit Müdür”ün Topuk Sesleri

Atalay Girgin*

Soru, eğer yerinde ve zamanında sorulmuşsa ve yanıtı da bulunamamışsa, bir diş ağrısı gibidir. İnsanı sürekli rahatsız eder. Yanıtsız geçen her an, anımsadıkça zihninizde zonklayıp durmasına neden olur o sorunun. Benim ki de o hesap işte… Ansızın zihnimde beliren küçücük bir soruyla başladı, bu yazıya erişen süreç. O soru olmasa, muhtemelen bu yazı da hiç kaleme alınmayacaktı.

Oysa kısa bir zaman öncesine dek varlığından bile haberdar değildim. Elbette, benim, varlığından haberdar olmamam, her gerçek var olan gibi onun da varlığını ortadan kaldırmıyordu. Çünkü gerçek varlıkların ya da gerçek var olanların en temel üç özelliği vardı: İlki; var olmak için herhangi bir insanın düşünmesine, yani insan zihnine bağlı olmamalarıydı. Yani insan zihninden ve düşüncesinden bağımsızdılar. Diğeri; zamanda ve mekânda vücut bulmalarıydı. Sonuncusu ise sürekli değişim içerisinde oluşlarıydı. Değişmeyen hiçbir şey gerçek varlık, gerçek bir var olan ya da gerçek bir nesne değildi.

Bir de konumuz dışında kalsa da düşsel/düşünsel varlıklar ya da nesneler vardı. Bunların da üç temel özelliği söz konusuydu: Birincisi, bunların tümü insan zihninin ve düşüncesinin ürünüydü. Yani var olmaları da yok olmaları da insana, insanın zihnine bağlıydı. İkincisi, bunlar zamandan ve mekândan bağımsızdılar. Yani zamanda ve mekânda herhangi bir yer işgal etmiyorlardı. Üçüncüsü ise her türlü değişmeden ariydiler. Nasıl düşünülüp tasarlanmışlar ise hep öyle kalıyorlardı. Ne Güneş’ten ve yağmurdan etkileniyorlardı, ne acıkıyorlar, ne susuyorlar… Tıpkı; Anka Kuşu, Cennet, Cehennem, Su Perisi, Cin, Tanrı/Allah, Şeytan, Melek, vb gibi… Bunlar düşsel/düşünsel birer nesne ve salt imgesel kavramlar olmaktan öteye geçmiyorlar, kendilerine hangi değer atfedilmiş olursa olsun hiçbir gerçekliğe delalet etmiyorlardı.

26 Şubat 2021

Okul Müdürü Cinsel Taciz İddiasını Neden Üzerine Alındı?

 

Hangi Müdür Cinsel Taciz İddiasını Üzerine Alındı?

Atalay Girgin*

Her şeyin bir ilki vardır, derler. Ben de Marmaris’te yaşanan ve Muğla MEM’den Milli Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu’na dek uzanan ve aralarında cinsel taciz iddiasının da yer aldığı soruşturma nedeniyle, bir ilkle karşılaştım.

Bugüne kadar gazete ve dergilerde, internet ortamında teorik ve politik birçok yazım ve makalem yayımlanmıştı. Aralarında “Öğretmen;Düzenin Duvarındaki Tuğla”, “Lağımpaşalı”, “Aşk Mavidir Öğretmenim” ve “Arzu Okulu”nun da yer aldığı birçok kitap yazmıştım. Yukarıdaki kitaplardan ilk üçüne ilişkin şikâyete bağlı olarak inceleme ve soruşturma, hatta ilk ikisi için savcılıklara suç duyurusu da yapılmıştı. Ancak hiçbir yazıma erişim engeli getirilmemişti.

Lakin sonunda bu da oldu. Hem “FelsefeninIşığında / Felsefece” adlı kişisel blogumda, hem de “Gerçek Gündem Haber Sitesi”nde yayımlanan, “Siz Öğretmenlerin Neler Yaptığını Biliyor Musunuz Öğretmenim?” ve “Muğla MEM Kapattı Bakanlık Açtı! Ya Sonra…?” başlıklı iki yazıma birden erişim engeli getirildi.  Hem de itiraf gibi bir “Erişim Engeli” talebiyle…

24 Şubat 2021

Ziya Selçuk Açıkla! Kim Yalan Söylüyor?

 

Ziya Selçuk Açıkla! Kim Yalan Söylüyor?

Atalay Girgin*

Biliyorum! Toplumsal çözülme ve kendini ahlâki değer erozyonu ve yozlaşmayla dışa vuran kültürel çürümenin egemen olduğu toplumlarda, hırsızlık, yolsuzluk, hele de “yalan” vaka-i adliyeden bile sayılmaz. Ekmek gibi, su gibi, nefes alıp vermek için her an ihtiyaç duyulan hava gibi, yaşamın ayrılmaz ve olağan bir parçasına dönüşür.

Ve öyle kanıksanır ki… Böylesi toplumlarda yalan söyleyeni değil, yalan söylemeyeni ayıplarlar. Çalanı değil, çalmayanı döverler. Ve en büyük yalanı, hem de arsızca söyleyeni el üstünde tutarlar. En çok çalanı da başa taç yaparlar. Hele de yalan söylerken bir de “Allah’ın izni ve inayetiyle sizi nasıl kandırdım ama…” dercesine ebleh ebleh sırıtıyorsa, onu ne yere koyabilirler ne de göğe…

Tam bir aymazlıkla; adlarının önünde taşıdıkları kocaman sıfatlardan, çocuklarından, konu komşudan bile zerre utanmayan torun torba sahibi kelli felli erkekler ve kadınlar, o büyük yalanlara eşlik eden ebleh bir gülüşün ardında vecd içinde secdeye dururlar. İlineğin ilineği olmakta ve ilinekleşmekte sınır tanımayan bilcümle çemiş ise avuçları patlarcasına, kendilerinden geçercesine alkışlar babam alkışlar…

Alkışladıkça insanlıktan ne denli uzaklaştıklarını bile düşünmeyenler huşu içinde sürüye katılır. Bir de yaptıkları bir marifetmişçesine, “Sürüden ayrılanı kurt kapar” derler.

Oysa sürünün de sürüye katılanın da kaçınılmaz sonu mezbahadır. Elbette kısa zamanda ayılıp mezbahanın kapısına erişmeden önce sürüden ayrılmayı başaramazlarsa… Allah’ın takdiri işte! Sürü için mezbaha mukadderattır artık! Ötesi ise ya yününden, ya sütünden ya canından ya da her şeyinden olmaktır.

23 Şubat 2021

Öykücülüğümüz Üzerine

 

ÖYKÜCÜLÜĞÜMÜZ ÜZERİNE…

Halit Suiçmez


Bizim toplumda hikaye okumak ve yazmak mı, dinlemek mi daha yaygın?

Ne dersiniz?

Sanırım hikaye anlatmak daha çok ilgi çekiyor…

Konuşmayı şehvetle seven bir yanımız var galiba.

Dede Korkut Hikayelerine kadar iner geçmişimiz.

Son on yılda ise öykücülüğümüz pratik anlamda çok görünür oldu.

Bunun arkasındaki politik ve düşünsel ortam nedir?

Neyin öyküsü, nasıl yazılıyor?

1980 siyasal ve düşünsel anlamda kırılma noktasıdır. İlerici kesimler en büyük darbeyi


her anlamda bu yıllarda almıştır.

Toplumun geleceği hemen her alanda yeni liberal politikaların etkisine bırakıldı.

Edebiyat dünyası da aynı çizgiye dahil oldu.

1990’ ların başında Sovyetlerin Çözülüşü de etkili oldu, kültür-sanat ortamının çoraklaşmasında.

Edebiyat piyasa ile bütünleşti.

Romanlarda”karakterler” diyalogsuz, yenik, sevgisiz, bencil ve gizemci bir yapıdaydı.

Derinlik aranmayan, bunalımlı karakterler artmıştı kitaplarda.

Bu durum, “birey” i esas almak olarak yorumlansa da gerçeklikten uzaktı elbette.

Roman sanatı elbette Sanayi Devrimi ile doğmuş, Burjuvazinin devrimci olduğu dönemde gelişmiş ve “birey”in gelişmesine, feodal ilişkilerden özgürleşmesi anlamında katkı sağlamıştır.

20 Şubat 2021

İşte MEB ve Eğitime Yakışan Bakan

 

İşte MEB ve Eğitime Yakışan Bakan

Atalay Girgin*

Malumunuzdur ki AKP kongresi yaklaştıkça, kabinede revizyon söylentileri de artıyor. Birilerinin yürekleri umutlu bir bekleyişle pırpır ediyor. Başka birileriyse endişeyle bekliyor.

Hatta bazı bakan adaylarının ya da gönlünde bakanlık düşleri büyüterek, bir ulufe kabilinden beklentiye giren, bayramlık çocuklar misali makam koltuğuna lütfedilme, oturtulma hesapları yapanların ise farklı etki grupları üzerinden çoktan piar çalışmasına başladığı da yazılıp çiziliyor. (Bu etki gruplarının ve kişilerin adlarını yazmama bile gerek yok!)  

Bunlara bağlı olarak da bu durum, dönem dönem sosyal medyada çok takipçili hesaplar üzerinden “bakan toto” oyununa dönüştürülüyor. Revizyon söylentilerine konu olan bakanlıklar arasında Milli Eğitim Bakanlığı ve Ziya Selçuk’un da adı anılıyor. Ve bunun eşliğinde MEB koridorlarında ve ilgili mecralarda hareketli ve heyecanlı günler yaşanıyor. Nasıl yaşanmasın ki…

Düşünün bir kez: Kısa bir süre önce, bakanların başarı / başarısızlık durumuna ilişkin anket sonuçlarını yayınlayan ORC Araştırma Şirketi’nin çalışması bunun üzerine tüy dikiyordu. Bu ankette kendine en alt sıralarda yer bulabilen Ziya Selçuk’a ilişkin değişiklik iddia ve beklentileri ise daha da güçleniyordu.  

Ziya Selçuk adını duyan bazı bindirme kıtalar ise vakit geçirmeksizin hemen harekete geçiyor ve kontrolleri altındaki haber siteleri üzerinden birbiri ardına haber servisine girişiyorlardı. Mevcut bakan lehine… Bir yandan da bakanlık düşleri kuran diğer muhtemel adaylara ilişkin yıpratmaya dönük haber, yazı ve yorumlar yayınlıyorlardı. Elbette kantarın topuzunu fazlaca kaçırmadan! Sahibinin sesi olmak, ona yaranmaya çalışmak, bir yandan da ne olur ne olmaz diyerek gelebilecek olanı düşünerek kalem oynatmak, hele de bu dönemde oldukça zor olsa gerek!   

16 Şubat 2021

Muğla MEM Kapattı Bakanlık Açtı!

 

Muğla MEM Kapattı Bakanlık Açtı! Ya Sonra…?

Atalay Girgin*

Siz Öğretmenlerin Neler Yaptığını Biliyor Musunuz Öğretmenim?1” başlıklı yazıdan anımsayacaksınız: Muğla Devrim Gazetesi’nde yayımlanan haber üzerine, Muğla İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nce bir açıklama yapılmış ve “iddiaların sübuta ermediği belirtilmiş”tir denilerek, aslında dosya kapatılmıştı.

Bir başka deyişle, Marmaris 75. Yıl Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’nin, haklarındaki iddialar nedeniyle soruşturulan okul müdürü Aziz Murat Düzgün ve öğretmenleri Sedat Sarıoğlu ile Hüseyin Engür aklanmıştı.

Muğla MEM’in ‘mahir’ ve neyi, neden ve nasıl yapıp yapmayacağını bilen müfettişleri görevlerini başarıyla tamamlamışlar ve geride, tüm iddialardan aklanmış, tabiri caizse “sütten çıkmış” üç “ak kaşık” bırakmışlardı. Bundan ötesi Şam’da kayısıydı zaten.

Lakin, Marmaris ve Muğla MEM cephesinde bunlar olurken, Bakanlık’ta başka şeyler oluyordu. Hem de Muğla İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 2 Nisan 2020 tarihinde Muğla Devrim Gazetesi’nden yayımlanan, “iddiaların sübuta ermediği belirtilmiş”tir açıklamasından bir gün önce. Yani 1 Nisan 2020 tarihinde, Abdullah Tubay’ın CİMER üzerinden yaptığı şikâyeti dikkate alan Bakanlık, “soruşturma oluru” veriyor ve Muğla MEM’in kapattığı dosyayı, yeniden açıyordu.

14 Şubat 2021

Yeryüzünün “En Güzel Ve Üretken” Aşkı

 

Yeryüzünün “En Güzel Ve Üretken” Aşkı; MARX VE JENNY

Halit Suiçmez

                                        “Aşk, düşünsel, duygusal, bedensel boyutuyla, öznenin                                                 özne/nesnesini bütünsel anlamda fethetme ve onun                                                     tarafından fethedilme isteğine dayanan bir ilişkidir…”                                                                 (Atalay Girgin, Edebiyat Nedir Ki, s; 159)

 

 

                                            “…bitmedi daha sürüyor o kavga

                                                                            ve sürecek

                                        yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! ..”   (Adnan Yücel)

 

Marx ve eşi Jenny arasındaki sevgi ve aşk bağı birçok bakımdan önemlidir, örnektir.

Hem çok güzeldir, hem de olağanüstü üretkendir.

Aileleri birbirlerini epeyce eskiden beri tanımaktadırlar.

Marx’ın babası hukuk danışmanıdır.

Jenny’nin babası da Prusya hükümetinin Trier danışmanı.

İki aile arasında uzun süredir arkadaşlık ilişkileri vardır. Karl çocukluğunda Jenny’lerin evine gider, onu izler, gözlerdi.

Marx’ın ablası Jenny’nin en yakın arkadaşıdır. Jenny’nin kardeşi de Marx’ın sınıf arkadaşıdır. Jenny Marx’tan 4 yaş büyüktür.

Karl lise son sınıfta, 17 yaşında, Jenny ise 21 yaşındadır.

1835 yılında, 17 yaşında iken Karl liseyi bitirmiş ve Jenny’lerin evinde hem Jenny’nin kardeşi hem de Marx için bir mezuniyet töreni yapılır.

Karl Marx liseyi bitirip üniversiteye gideceği günlerde Jenny’ yi artık çocukluğundan kalma eski bir dost gibi, abla gibi, anne gibi, ulaşılmaz biri olarak görmüyordu.

Karl ve Jenny doğada yürüyorlar. Lise bitmiş. Üniversiteye gidecek.

Soruşturma Başlatan Bir Soru

 

“Siz Öğretmenlerin Neler Yaptığını Biliyor Musunuz Öğretmenim?”

Atalay Girgin*

Sorular, eğer sormasını bilirseniz, en mükemmel kapıları açan basit açkılar gibidir. Yapmanız gereken o açkıyı kullanmak ve açılan kapıdan içeri bakmaya ya da girmeye cüret etmektir.

Yerinde ve zamanında sorulmuş bir soru, özenle saklanan gerçeklerin üzerindeki kapkaranlık örtüyü bir tül misali yırtıp atabilir. Söz ve mantık oyunlarının, süslü yalanların, vaatlerin, hamasi nutukların ardına gizlenen hakikatlere ulaşmayı sağlayabilir. Yeter ki uygun yerde uygun zamanda sorulmuş olsun.

Bundan dolayıdır ki gerçeklerin bilinmesini istemeyenler; saklayacak bir şeyleri olanlar; yalanlar ve yanılsamalarla hükmedenler; yaşanan gerçekliğin hakikatini, yalanın ve hamasetin ışık geçirmez şalıyla sarıp sarmalamak isteyenler; sorup sorgulayanları, soruların peşine düşüp araştırmalara girişenleri sevmezler. Çünkü söze dökülen her soru, toprağa düşen ve havasını, nemini, tavını bulduğunda yeşerip boy vermeye hazır bir tohum gibidir. Hangi zihin(ler)de ne zaman ve nasıl karşılık bulacağını, hangi sonuçlara neden olabileceğini kim bilebilir ki…

Velhasıl; her soru, kendi içinde açık ya da örtük yanıtlar ve yeni sorular barındırır. Tıpkı başlıktaki soru gibi… Yeter ki onu anlayacak, düşünen, soran sorgulayan zihinlerle buluşsun. Çünkü sonucu önceden kestirilemese de er ya da geç gerisi gelir artık…

Soruşturma Sürecini Başlatan Soru

İşte “Marmaris ve Muğla MEM’de Garip Bir Soruşturma Öyküsü1”yle başlayan yazılara neden olan da böyle bir sorudur: Siz, öğretmenlerin gezide neler yaptığını biliyor musunuz?

12 Şubat 2021

Marmaris ve Muğla MEM’de Garip Bir Soruşturma Öyküsü

 

Marmaris ve Muğla MEM’de Garip Bir Soruşturma Öyküsü

Atalay Girgin*

Sakın kanmayın “Öykü” dediğime…

Bu soruşturmaya konu olan ve cinsel taciz iddialarını da içeren olayla birlikte, soruşturma sürecinde ve dışında dile getirilenler; bu olaya karışan kişiler ile bunlar arasında geçmişten günümüze yaşanan ve bilinen ilişkiler ağı dikkate alındığında, aslında bu bir roman olur.

Hele de mekân Marmaris’se… Ve konu da en azından görünüşte eğitim ve öğretmenlerse…

Eğitim ve Marmaris demişken de yaklaşık 18-19 yıldır Marmaris İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü koltuğunda oturmayı başaran ve neredeyse eğitimde olup biten her şeyden sorumlu ve bilgi sahibi olan, Züleyha Aldoğan’dan söz etmemek olmaz.

Keza onun Kenan Evren’le valsten Marmaris Ensar Vakfı Mütevelli Heyeti üyeliğine uzanan yolculuğundan da…

20 yaş altı genç kızlara düşkünlüğü Wikileaks belgelerine girecek kadar ayyuka çıkan ünlü bir siyasetçiyle yakınlığından da1… Bir okul müdürünün Marmaris’e girişine yasak koyduracak kadar ilgili ve yetkili makam sahipleri üzerinde etkiye sahip oluşundan ve daha ötesinden söz etmemek de…

09 Şubat 2021

Bir Mitçi Önerisi: Boğaziçi Direnişi ve Demokrasi Cephesi

 

Bir Mitçi Önerisi: Boğaziçi Direnişi ve Demokrasi Cephesi

Atalay Girgin*

Öğretmenler Susarsa Toplum Lâl Olur1” başlıklı söyleşide de belirtildiği gibi, Türkiye olağan bir toplumsal bunalım döneminden geçmiyor. Aksine toplumsal çözülme ve kültürel çürümenin en tepeden en aşağıya dek tüm toplumsal kurum ve kuruluşları sarıp sarmaladığı, olağanüstü bir toplumsal bunalım döneminden geçiyor.

Yasama, yargı ve yürütmeden, eğitim ve hukuk dâhil ekonomik, sosyal, siyasal ve dinsel kurum ve kuruluşlara dek her şeyi kuşatan bu olağanüstü bunalım, Sorokin’in deyişiyle, birçok farklı kesimden insanın, toplumsal kültürel ayakkabılarının vurmaya başlamasını da beraberinde getiriyor. Elbette çözüm arayışı ve önerilerini de…

Önce Sorokin’e Kulak Verelim

Tam da böylesi bir döneme değinircesine, “Normal zamanlarda bile, en azından birkaç düşünür ya da bilgin, insanın kaderi –belirli bir toplumun nereden gelip nereye gittiği, nasıl ve niçini- üstünden kafa yorar” diyen Sorokin, sözlerini şöyle sürdürür:

07 Şubat 2021

MEB ve Üniversite Ahlaki Çürüme ve Nepotizme Teslim

 

MEB ve Üniversite Ahlâki Çürüme ve Nepotizme Teslim

Atalay Girgin*

Sözlüklerde “Nepotizm, kısaca, akraba kayırma veya adam kayırma, öznel ve adil olmayan şekilde yapılan ayrımcılık” sözleriyle niteleniyor. Yani aslolan liyakat değil, eş, dost ve akrabadan başlayarak kayırma ve ayrımcılık esastır, deniliyor. Velhasıl aslolan haksızlık ve adaletsizliktir… 

Bu adaletsizlik pastasından nemalanamayanlara, dışlanıp ötekileştirilenlere kalansa yalnızca zulüm oluyor. Hele de orta yerde, mülakat giyotini de duruyorken… Nepotistleri kim aşabilir ki… Elbette liyakat sırra kadem basıyor.

Ve EPK’nın, yani “Eğitim Politikaları Kurulu”nun, 2021 Ocak ayında tamamlanan raporunda “yönetici atamalarında liyakat” vurgusu yapılıyor. Demek ki 19 yıldır yapılanları, sonunda onlar da görmezlikten gelemiyor! Elbette yerseniz! Buna sevinsek mi üzülsek mi? Bunda bir keramet mi arasak? Yoksa “Bunca yıldır aklınız neredeydi? Gözleriniz kör, dilleriniz lâl, kulaklarınız sağır mıydı?” desek, bilemiyorum.

30 Ocak 2021

Din Bir Araçtır

 

 Kabataş Yalanı’ ve ‘Camide İçki’den  Kâbe Resmine Kadar Din Bir Araçtır

Atalay Girgin*


Anlamadınız mı? Alışmadınız mı hâlâ? İşleri güçleri nefreti körüklemek… Nefretten medet ummak… Nefret tohumlarını yeşerterek, toplumu düşman kamplara bölmek…

Ancak düşünsel yaratıcılıklarını da yitirmişler artık… Onca besleme kalemşora, üniversitelere yerleştirdikleri onca elemana rağmen; özgün bir hikâye, özgün bir senaryo bile koyamıyorlar ortaya…  

“Fikri bir buhran içinde çırpınıyoruz” deyişleri ayniyle vaki sanki…

Sormamak elde değil… Çaresizce sahnelenen yine aynı hikâyenin farklı senaryoları mı? Peki; bu kez yönetmen kim? Kayda alan kim? Oyuncu ya da figüran kim?

Anımsarsınız! “Gezi” olaylarında ne yapacaklarını, nereye konacaklarını şaşırmışlar, havada döne döne bir hâl olmuşlardı. Korkudan mıydı, yoksa tutunacak bir dal arayışlarından mıydı, bilinmez. Tahmin edilebilir olsa da telaffuz edilmez!

Lakin ayakları toprağa bastıktan ve akılları başlarına geldikten kısa bir süre sonra, “Camide içki içtiler” yalanına sarılmışlardı önce...

Başörtülü Gelinin Fantezisi

28 Ocak 2021

MEB'i Kimler Kimlerle Nasıl Yönetiyor?

 

Milli Eğitim’i Kimler Kimlerle Nasıl Yönetiyor?

Atalay Girgin*


Dikkatinizi çekti mi, bilmiyorum. Geçtiğimiz günlerde, başlıktaki soruya ilişkin ardı ardına bilgiler düştü gündeme.

 “Seçmeli”den “Mecburi/Seçmeli”ye Bunlardan ilki ve başlıkla alakasız gibi görüneni 17 Ocak Pazar günü Cumhuriyet Gazetesi’nde yer almıştı. Öğrencilerin ve velilerinin kendi iradeleriyle seçmeyi ya da seçmemeyi tercih etmeleri gereken “seçmeli dersler”e ilişkin bir haberdi.

“Valilik, müftülük, il milli eğitim ve dernek, seçmeli din dersleri için birleşti”1 başlığını taşıyan bu haber, adını koymadan, en yetkili mülki idare amirliği ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün yerel derneklerle işbirliği içinde “seçmeli dersler”i “mecburi/seçmeli ders” haline getirmeye dönük kampanyasından söz ediyordu.

25 Ocak 2021

"Öğretmen Susarsa Toplum Lâl Olur"

 Şahin Aybek ile Söyleşi:

Atalay Girgin: "Öğretmen Susarsa Toplum Lâl Olur"

“ÖĞRETMEN; DÜZENİN DUVARINDAKİ TUĞLA”DIR

“MEB bürokrasisi içerisinde çocuğunu, parasını ödeyerek özel okula gönderenlerin oranı yüzde kaçtır? MEB bürokrasisi, kendilerinin düzenleyip denetledikleri, içeriğini belirledikleri, kadrolarını atadıkları devlet okullarında yapılan eğitime güvenmiyor. 4 yaşındaki küçücük çocukların zihinleri “melek, şeytan, cin, zebani vb. gibi”, hiçbir gerçekliği olmayan, salt imgesel kavramlarla iğfal ve işgal ediliyor. Toplumsal enkazı ortadan kaldırmaya ve yeni bir toplumsal inşa projesine yönelik bir eğitim.”

“YAŞANAN TOPLUMSAL ENKAZIN MÜSEBBİPLERİ, TEBDİL-İ KIYAFETE BİLE GEREK DUYMADAN, TÜM TOPLUMSAL KURUM VE KURULUŞLARDA ANADAN ÜRYAN, HEM DE PERVASIZCA İCRAATLARINA DEVAM EDEBİLMEKTEDİR. ÖĞRETMENLER GERÇEKLERİ GÖRMEZ YA DA GÖRMEZLİKTEN GELİRSE TOPLUM BAKAR KÖRLEŞİR.”

“Manisa’nın Alaşehir ilçesinde, adı yeni kendisi eski bir köyde doğdu. Köyünde başladığı eğitim-öğretim hayatını, Gökçeada Öğretmen Lisesi’nde yatılı, Manisa Kız Öğretmen Lisesi ve Savaştepe Öğretmen Lisesi’nde gündüzlü olarak sürdürüp Alaşehir Lisesi’nde tamamladı. 

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde adım attığı üniversite öğrenimini, uzatmalı bir öğrencilik döneminin sonunda, Ankara Üniversitesi DTCF Felsefe bölümünden mezun olarak bitirdi. Şimdilik, “gazetecilikten sonra severek yaptığım tek iş” diye nitelediği ama buna rağmen, “her an vazgeçebilirim” demekten kendini alamadığı MEB felsefe öğretmenliğinden ayrıldı. Ve yeniden gazeteciliğe döndü.” 

18 Ocak 2021

Diyanet Ali Erbaş’la Ayrımcılıkta Sınır Tanımıyor!

 

Diyanet Ali Erbaş’la Ayrımcılıkta Sınır Tanımıyor!

Atalay Girgin*

Geçmişten bu yana birçok skandal açıklama, fetva ve uygulamaya imza atan Diyanet İşleri Başkanlığı ve Başkanı Ali Erbaş, bunlara bir yenisini daha ekledi: Engelliler arasında ayrımcılık.

Bunun üzerine Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Merkez Yönetim Kurulu tarafından yapılan “Diyanet İşleri Başkanlığının Ayrımcı Tutumunu Kınıyoruz” başlıklı açıklamada, “Diyanet İşleri Başkanlığı engelliler arasında da ayrım yaparak alacağı hizmetlilere İmam Hatip Lisesi mezunu olma şartı getirmiştir” denildi.

Bu açıklamaya göre, Diyanet İşleri Başkanlığı yaptığı ayrımcılıkla, İmam Hatip Lisesi mezunu olmayan engellilerin, hizmetli kadrosunda çalışmak için bile kura başvurusunda bulunma yolunu kapattı.

ÖSYM tarafından yayınlanan “2021 EKPSS/KURA İLE ENGELLİ KAMU PERSONELİ YERLEŞTİRME TERCİH KILAVUZU”nda, ortaöğrenim okulu mezunları arasında yapılan sınav sonucu başarılı olanların kuraya başvurması için aranan nitelikler belirtildi. Buna göre, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Hizmetli” kadrosuna kura başvurusunda bulunmak için adaylarda “aranan nitelikler”in başında İmam Hatip Lisesi mezunu olma şartı geliyordu.  

14 Ocak 2021

"Dersimiz Domuzbağı" Soruşturmasında Neler Oluyor?

 

Dersimiz Domuzbağı Soruşturmasında Müfettişler Neden Geri Çağrıldı?

Atalay Girgin*

Hatırlayacaksınız. Geçtiğimiz günlerde “Dersimiz Domuzbağı Soruşturması1” başlıklı bir yazı kaleme almıştık.

İşte, yaklaşık bir aydır bu soruşturmayı yürüten MEB Teftiş Kurulu müfettişleri Çarşamba günü öğleden sonra Diyarbakır’dan ayrıldı. Hatta bunu “Apar topar ayrılmak zorunda kaldılar” biçiminde ifade etmek bile mümkün. Çünkü arkalarında bir dizi yeni soruya neden olan olay ve rivayetleri de bıraktılar. (Bunları aşağıda aktaracağım.)

Peki; neden? Özel olarak “Dersimiz Domuzbağı Soruşturması”nı yürüten bu müfettiş grubu, neden şehirden ayrılmak zorunda kaldı? Soruşturmayı bitirdikleri, yani görevi tamamladıkları için mi ayrıldılar? Yoksa, daha yukarıdan birilerinin tasarrufu nedeniyle geri mi çağrıldılar?

Eğer ayrılışlarının nedeni ikinci soruda saklıysa, yani birilerinin tasarrufu sonucu, hem de soruşturma daha tamamlanmamışken geri çağrılmışlar ya da soruşturmadan çekilmeleri sağlanmışsa, bunun nedeni nedir? Bunun doğrudan ya da dolaylı sorumluları kimlerdir? Acaba bu tasarruf, MEB Teftiş Kurulu dışındaki hangi kişi ve kuruluşların devreye girmesi sonucu gerçekleştirilmiştir?

Örneğin; Teftiş Kurulu dışından birilerinin müdahalesi, devreye girmesi söz konusuysa, bunların içinde Eğitim Bir Sen Genel Başkanı Ali Yalçın ya da Eğitim Politikaları Kurulu üyesi Ahmet Gündoğdu var mıdır? Yoksa bu tasarruf, yalnızca ve tek başına Atıf Ala’nın kendi bireysel kararıyla mı gerçekleşmiştir?

Soruların yanıtlarını bir yana bırakıp şimdi biraz geriye dönelim. Ve özellikle de 13 Ocak Çarşamba gününe…

12 Ocak 2021

Ziya Selçuk’tan 640 Milyon Euro’luk Muhteşem Cevap!

 

Ziya Selçuk’tan 640 Milyon Euro’luk Muhteşem Cevap!

Atalay Girgin*

“Milli Eğitim Bakanı” sıfatını taşıyan Ziya Selçuk, gören olamasa da bir bakan olduğunu bir kez daha sergiledi. Sonunda ısrarlara dayanamadı. Ve “MEB’in 640 Milyon Euro’su Nerede?1” sorusuna ‘muhteşem’ bir cevap verdi.

Ziya Selçuk’un verdiği cevabı biraz sonra sizler de okuyacaksınız. Ve sanırım, herhangi bir sınavda olsa, kendisinin bile kendisine geçer not vermeyeceği bu cevabın ne denli “muhteşem” olduğu konusunda bana hak vereceksiniz.

Bu cevap “muhteşem”liğinin yanı sıra iki açıdan da çok önemliydi; Bunlardan birincisi, Ziya Selçuk’un neden ve niçin Bakanlık koltuğunda oturmayı hak ettiğini göstermesi açısından. İkincisi de ağzından düşürmediği “ahlâk”, “ahlâki değerler”, “ahlâk telakkisi” ve “ahlâk eğitimin temeli olacak” sözlerinden ne anladığını bir kez daha sergilemesi açısından. Elbette onun ahlâkının…

“Muhteşem”liği bir yana, “Sonunda” dememiz ise boşuna değil. Çünkü daha önce bu konu kendisine defalarca sorulmuştu. Hem bu köşeden hem de TBMM çatısı altından…

11 Ocak 2021

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Gerçek Kısa Tarih...

 

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Gerçek Kısa Tarih...

 

Halit Suiçmez

 

“…asıl sorunu, neliği ve gerçekliği temelinde görmeliyiz…”

                                                            Atalay Girgin, Edebiyat Nedir  Ki, s.50

 

Tarihin ne olduğu ve gerçekliği çok önemlidir. 

Tarih, esasta, yönetenlerin, savaşların, resmi toplantıların tarihi değildir yalnızca.

Milyonların, toplumların yaşam mücadelesinin gerçek biçimde yazılmasıdır.

Bunu yapanlar, toplumların tarihsel gelişimine sınıfsal bakarak gerçeği yazabilirler.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e 700 yıllık tarih, öyle bir çırpıda yazılamaz ve anlatılamaz.

Kısa bir yazıda bir kaç dönüm noktasına değinilebilir sadece.. 

Deneyelim kısaca: 

Erken Kapitalistleşen ülkeler, İngiltere, Hollanda gibi, iki nedenle kalkınmışlardır.

Biri, iç dinamikleriyle, diğeri de, sömürgelerin yağmalanmasıyla. 

İç dinamik dediğim, toprak mülkiyetine sahip derebeylerin zamanla sermaye birikimiyle, tefeci ve tüccar olmaları ve giderek ticari sermayeden sanayi sermayedarlarına dönüşmeleri.. 

Ve, artan sanayi sermayesinin öteki ülkelere aktarılmasıyla başlayan sömürgeleştirme süreçlerinden sağlanan yağmalamalar..