27 Kasım 2020

Atıf Ala Diyarbakır Dosyasında Münferit Kararı Mı Verdi?

 

Atıf Ala Diyarbakır Dosyasında Münferit Kararı Mı Verdi?

Atalay Girgin*

MEB Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı’yla yaptığım görüşme sırasında, konunun dönüp dolaşıp Diyarbakır Öğretmenevi yolsuzluğuyla ilgili soruşturma dosyasına getirilmesini manidar bulmuştum. Elimde söz konusu dosya olmadığı için de buna ilişkin herhangi bir şey soramamıştım.

Ancak zihnimde bir dizi soru oluşmaya başlamıştı. Ben özel olarak bu soruşturma dosyasından söz etmediğim halde ve muhtemelen yanında Atıf Ala da varken, Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı, neden konuşmayı ısrarla Diyarbakır yolsuzluk dosyasına bağlıyordu? Bu dosyada kamuoyunun bilmediği ya da bilinmesi istenmeyen usulsüzlükler mi vardı? Soruşturma sürecinde üstü örtülen, görmezlikten gelinen bir şeyler ya da korunan aklanan birileri mi vardı? Yoksa bu dosyada müfettişler ya da Teftiş Kurulu ve onun Başkanı, ehven ya da sehven vahim yanlışlar mı yapmıştı?

Diyarbakır Öğretmenevi’nde Ne Olmuştu?

Hatırlayacaksınız. 2020 Şubat ayının ilk günlerinde yapılan bir operasyonla birlikte kamuoyunun gündemine düşen Diyarbakır Öğretmenevi yolsuzluğunda dönen meblağ oldukça büyüktü. Kimilerinin iddiasına göre, yılda 250 milyona erişen bir yolsuzluk söz konusuydu. Yanlış anımsamıyorsam, 16’sı İl Milli Eğitim Müdürlüğü personeli olan 39 kişi gözaltına alınmıştı.

Organize bir biçimde gerçekleştirilen bu yolsuzluk faaliyetleri geçmiş yıllara doğru uzanıyordu. Ve elbette bu organize çetenin bir ayağı, hatta yereldeki ana omurgası da Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü içindeydi. Ancak bununla sınırlı değildi. Yereldeki bu rant çetesinin asli gövdesi ve beyni Ankara’daydı. Yani Milli Eğitim Bakanlığı merkez teşkilatında…

26 Kasım 2020

MEB Teftiş Kurulu: Beni Kim, Neden Aradı? Ne İstedi ve Ne Söyledi?

 

MEB Teftiş Kurulu: Beni Kim, Neden Aradı? Ne İstedi ve Ne Söyledi?

Atalay Girgin*

Geçtiğimiz gün akşam saatlerine doğru hiç beklemediğim kadar yoğun bir telefon trafiği yaşandı. Dakika dakika anlatsam yeridir.

Saat 16.58’de, okul müdürünün erkek öğrencilere taciz iddiasıyla Türkiye’nin gündemine düşen Haymana Nuri Bektaş Anadolu Lisesi’nde bir dönem birlikte çalıştığım okul müdürü arkadaşım aradı. “Hocam” dedi, “Milli Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu’ndan … … başkan yardımcısı senin telefonunu istiyormuş. Okul müdürü1 de bana sordu. Telefon numaranı versinler mi, vermesinler mi?”

Önce tereddüt ettim. Bundan dolayı da kesin bir yanıt vermedim. Ancak daha sonra “Verseler ne olacak ki…” diye düşündüm ve arkadaşımı 17.09’da arayarak, “Telefon numaramı verebilirler hocam” dedim.

Münferit Başkan'dan Münferit Öğretmen'e

 

Münferit Başkan’dan Münferit Öğretmen’e Hayırlı İşler MEB!

Atalay Girgin*

Bu yazıya bir uyarı ve bir teşekkürle başlayalım: Uyarımız, bundan önce yayımlanan “MEB’in Münferit Başkan”ı** yazısındaki zata… Şimdi o, başlığı okur okumaz yine paniklemiştir. Nabız atışları artmıştır. Lakin o kadar heyecanlanıp da kalp sektesinden gitmesini istemem. Heyecana ve paniğe gerek yok! Zira şimdilik kendisinden söz etmiyorum.

Teşekkürüm ise elbette, Muhterem beye… Gerçekten kurt gibi… Çünkü ilettiği son dosyayı daha okuyup bitirmemiş olsam da içerisinde yer alan ve adı bende saklı olan “Münferit Öğretmen”i yazmaktan kendimi alamadım. Esaslı bir yolsuzluk dosyasıymış. Yani yine “münferit” kontenjanına aday… “Tam Atıf’lık bir dosya!” diye zihnimden geçiyor olsa da elbette bunu dosyanın sonunda göreceğiz, hemen hüküm vermeye gerek yok. Şimdiden heyecanlanıp da “İmza atacağım o gün ne zaman gelecek?” diye sevinip beklentiye girmesin.

Bu satırların ardından şimdi devam edebiliriz efendim.

24 Kasım 2020

MEB’in ‘Münferit Başkan’ı Atıf Ala

 

MEB’in ‘Münferit Başkan’ı Atıf Ala Neden Celallendi?

Atalay Girgin*

Kim ne derse desin! Atıf Ala, MEB’in, “Münferit” sıfatını layıkıyla ve bileğinin hakkıyla kazanmış, “Münferit Başkan”larından biridir, belki de tek örneğidir. Hakkını teslim etmek gerek! Bu sıfatı kazanmak için boncuk boncuk az ter dökmedi adamcağız!

Malum birilerinin, tırnağının ucuyla mı yoksa kepçeyle mi olduğu tartışılmayacak desteğini de inkâr etmemek gerek elbette… Ancak “Münferit” bir başkan olmak; sadece birilerinin, tabir-i caizse bir buldozer misali tüm temayülleri, yasal mevzuatları dümdüz ediveren desteğiyle, kolayca gerçekleşmiyor bu devirde! Bununla yalnızca başkan, bakan, genel müdür, daire başkanı, vs olunabiliyor ama asla “Münferit” biri olunamıyor!

Bu güzide “Münferit” sıfatını kazanabilmek için çok çalışmak gerekiyor çookkk! Siz şimdi bir çuval inciri mahvetmek pahasına, oyunbozanlık yapıp, “O kadar da abartmayın canım! Bu devirde bunun için hiç de çalışmak, çabalamak gerekmiyor. Görüyoruz işte olanı biteni… Ortalık böylelerinden geçilmiyor” diyerek itiraz edersiniz!  

Siz ne derseniz deyin… Bence yine de çalışmak, çabalamak ve birazcık da olsa terlemek gerek… Hiç olmazsa hazırlanıp önüne konulan dosyaları, kararları okumasan da en azından onlara bir imza ya da paraf atmak gerek… Buna da itiraz edecek değilsiniz ya…

22 Kasım 2020

Atıf Ala MEB’deki “Domuzbağı”nın Hangi Ucunda?

 

Atıf Ala MEB’deki “Domuzbağı”nın Hangi Ucunda?  

Atalay Girgin*

MEB ve Eğitime Atılan Domuzbağı”nda1, İsmail Saymaz’ın Sözcü Gazetesi’nde yayımlanan “Dersimiz Domuzbağı2 başlıklı yazısına atıfla, Diyarbakır’da olup bitenlerin, bu işin bir boyutu olduğunu belirtmiştim.

Asıl üssün ise çeteler arasında rant ve koltuk kavgasına sahne olan MEB merkez teşkilatı olduğuna değinerek şöyle demiştim: Bu işin, kadrolaşma açısından MEB’deki önemli ayaklarından birisi Personel Genel Müdürlüğü, diğeri ise Teftiş Kurulu Başkanlığı’dır. Bilin bakalım! Bunların başkanları, etkili ve yetkili konumdaki yöneticileri, hangi sendikanın kontrolündeki “arpalık” olarak nitelenen kuruluşların yönetim kurulu üyeliğinden maaş almaktadır?

Yanıtı olan var mı?”

Soruya yanıt yazının yayınlandığı gün geldi. Hem de MEB’den…

20 Kasım 2020

MEB ve Eğitime Atılan "Domuzbağı"

 

MEB ve Eğitime Atılan “Domuzbağı”

Atalay Girgin*

İsmail Saymaz “Dersimiz Domuzbağı” demişti. Diyarbakır eğitim camiasına ilişkin birçok kişinin malumu olan bilgi ve iddiaları dile getirirken... Keşke “Domuzbağı” yalnızca bir tek dersten ibaret olsaydı. MEB ve eğitime atılan “Domuzbağı”nın yanında bir tek ders nedir ki…

“Domuzbağı”nın Bir Ucunda Rant Diğerinde Kadrolaşma Vardır

MEB ve eğitimin içler acısı hali, öğretmeninden veli ve öğrencisine dek, birçok kişinin malumudur. Keza MEB’deki rant ve koltuk kavgasına tutuşmuş çetelerin neler yaptıkları da… Bir ‘Vali’nin yazdığı iddia edilen “MEB’de Büyük Operasyon”u ve “Adım Adım Ziya Selçuk Operasyonu”nu anımsayın!

Bu çetelerin, ranta el koyma, koltuk ve kadrolaşma sürecinde çıkarları çatışmaya başladığında, birbirlerine karşı ne denli çirkefleşebildikleri ve birbirlerinin kirli çamaşırlarını ortalığa sermekte zerre tereddüt etmedikleri de ilgililerin malumudur.

Ama ne hikmetse, bu çeteler, karşılıklı restleşirken bile çıkarları kesiştiğinde işbirliği yapmaktan ve dayanışmadan asla imtina etmezler. Çünkü hepsi aynı bataklıkta kulaç atıp aynı bataklıktan beslenirler.

18 Kasım 2020

Alaattin Çakıcı Kendine Yakışanı Yaptı!

 

Farkında Mısınız? A. Çakıcı Kendine Yakışanı Yaptı!

Atalay Girgin*


Yazılarımı takip edenler ve okuyanlar anımsayacaktır: Kısa bir süre önce “Gerçek Gündem”de yayınlanan bir yazıda, “Bir ülkede toplumsal çözülme ve kültürel çürüme başlamışsa eğer, en tepeden en aşağıya dek, hiçbir kurum bunun dışında kalamaz. Varlığını ve etkisini özellikle ahlâki değer erozyonuyla gösteren kültürel çürüme her kuruma sirayet eder.

Yani yasamadan yargı ve yürütmeye, siyasetten ekonomiye, dinden eğitime dek aklınıza gelen ya da gelmeyen her tür kurum ve kuruluş, büyüklüğü ve etkisi oranında bu ahlâki çürümeden nasibini alır ve onu yeniden yeniden üretir. Yalnızca üretmekle de kalmaz. Aynı zamanda bunu, ilişki içerisinde olduğu toplumun ya da toplumsal grupların en küçük birimlerine kadar yayarak genelleştirir.”1 demiş, ve ardı sıra sormuştum:  Peki; bununla birlikte neler olur, o ülkede ve toplumda?

16 Kasım 2020

MEB'in 640 Milyon Euro'su Nerede?

 

MEB’in 640 Milyon Euro’su Nerede? Kimlerin “Özel Hesaplar”ında?

Atalay Girgin*

Kime soralım başlıktaki soruyu? Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturtulmuş Ziya Selçuk’a mı? MEB Holding’in meçhul ve ortalıkta görünmeyen, en yetkili CEO’suna mı?

Yoksa MEB’de bakan değişikliği ihtimalinden söz edilir edilmez etekleri tutuşan, karalar bağlayan ve kontrolleri altında olduğu iddia edilen internet haber siteleri üzerinden, vakit yitirmeden ‘sevilen bakan’ algısı yaratmaya çalışan Bakanlık Merkez Teşkilatındaki rant çetelerine mi?

Ziya Selçuk, “nöbet değişimi” kılıfıyla görevden azledilir ya da son zamanların revaçta deyişiyle, eğer “affedilir”se, muhtemeldir ki bu çeteler üç gün yas tutarlar. Ama sonra da onu unuturlar. Yenisinin önünde ya da ardında vecd içinde secdeye dururlar! Ne de olsa mal canın yongası! Ne de olsa para tatlı ve sıcak! Hele de Euro’ysa…

13 Kasım 2020

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk'u Bile Kandırdılar!

 

Adana Valiliği ve Adana MEM, Bakanı Neden Kandırdı?

Atalay Girgin*

“MEB’de Fransız Öpücüğü Değil Dezenfekte Öpüş Zamanı1” başlıklı yazıda değinmiştik. Adana İl Milli Eğitim Müdürlüğü üzerinden okullara, 1675 TL gibi fahiş bir fiyatla satışı yapılan “Elektronik Ahşap Dezenfektan Standı”na ilişkin Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un yanıtlaması istemiyle bir “Soru Önergesi” verilmişti.

CHP Adana Milletvekili Orhan Sümer tarafından 15 Mayıs 2020 tarihinde verilen bu “Soru Önergesi”ne, Ziya Selçuk, 17 Temmuz 2020 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı’nın yazısıyla yanıt verdi.

Fatura Orta Yerde Dururken…

Strateji Geliştirme Başkanlığı, bu cevabi yazıyı hazırlamadan önce Adana Valiliği’ne sormuş. Muhtemeldir ki Valilik de Adana İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne dolayısıyla İl Müdürü Veysel Durgun’a sormuştur. Ve gelen bilgiler ışığında da Milletvekili Orhan Sümer’in “Soru Önergesi”ne cevap verilmiştir.

Bu cevabi yazıda Adana Valiliği’nden gelen bilgiler ışığında, “Okullara dezenfektan cihazı alımı için herhangi bir ihalenin yapılmadığı” doğrulandıktan sonra şöyle devam ediliyor:

MEB’de Fransız Öpücüğü Değil Dezenfekte ‘Öpüş’ Zamanı!

 

MEB’de Fransız Öpücüğü Değil Dezenfekte ‘Öpüş’ Zamanı!

Atalay Girgin*

Herkesin malumu ya Koronavirüs günlerindeyiz. Bu meret de bulaştıkça bulaşıyor. Sırnaşık mı sırnaşık! Sanki bulaşmak için bahane arıyor.

Eline geçen, önüne çıkan hiçbir fırsatı da kaçırmıyor haspam… Hele de biri yakınlaşmaya görsün olur olmaz birilerine… Ve bir Fransız öpücüğü konduruversin birinin dudaklarına… Örneğin; otel odalarında… Kapı arkalarında… Boş bir sınıfta… Bir garsoniyerde… Kapısını arkadan kilitleyiverdiğiniz bir makam odasında… Gözlerden uzak köşe bucak bir yerlerde… Tenhada menhada… Al başına belayı…

İyi de… Koronavirüs günlerindeyiz diye memleketim insanı hiç kaçamak yapmasın, hiç öpüşmesin mi? Hiç sevişmesin mi? Ya da işini öpüşmeden mi görsün? Olur mu hiç öyle şey?

Yeri ve zamanı ne olursa olsun… Her şey adabınca, usulünce olmalı… Sevişmeden öpüşmek olursa da öpüşmeden sevişmek olmaz. Ama her ikisi için de hijyen önce gelir!

03 Kasım 2020

MEB'de Ahlâki Çürüme ve "Ahlâksız Teklif" -2-

 

MEB’de Ahlâki Çürüme ve "Ahlâksız Teklif"-2-

Atalay Girgin*

MEB’de Sular Durulmuyor

Bir “Vali”nin yazdığı iddia edilen ve sosyal medya üzerinden etkili ve yetkili kişi ve kurumlara iletilen ve ihbar niteliği taşıyan, “MEB’de Büyük Operasyon” metni, çıkar çeteleri arasındaki rant ve koltuk kavgasının fitilini ateşleyen bir işaret fişeğine dönüştü.

Bu metnin ardından karşı çete, vakit geçirmeksizin, hem de ‘derin mahfiller’den alınmış teknik bilgi desteği eşliğinde, kontrolü altında olduğu ileri sürülen internet siteleri aracılığıyla buna yanıt verdi. Hem de “MEB’de Büyük Operasyonun Şifrelerinin Deşifresi” gibi iddialı bir başlıkla… (“Bu rant çetesine teknik bilgileri veren ‘derin mahfiller’deki hangi birim ve kişilerdir? Bu bilgiler kimlerle kurulan hangi ilişkiler ve neler karşılığında verilmiştir?” sorularının yanıtını, şimdilik, bir yana bırakarak devam edelim.)

Lakin bununla yetinmediler. Ardı sıra hızlarını alamayıp kurdukları whatsapp grubu ya da grupları üzerinden, “Adım Adım Ziya Selçuk Devirme Operasyonu” başlıklı açıklamalarla ifşaatlarını sürdürdüler. Ta ki etkili ve yetkili birileri tarafından kulakları çekilinceye ve sonrasında, “MEB’de Büyük Operasyon” metnini yazdığı iddia edilen “Vali”yle, onun “tetikçi”si olduğu ileri sürülen eski bir daire başkanının buluşup karşılıklı oturup konuşmasına dek. Bu gelişmelerin ardından sessizliğe bürünen her iki rant ve koltuk çetesinin suskunluğu uzun sürmedi.

02 Kasım 2020

MEB'de Ahlâki Çürüme ve "Ahlâksız Teklif"!!!

 

MEB’de Ahlâki Çürüme ve “Ahlâksız Teklif”!

Atalay Girgin*


Bir kurum olarak MEB’in, elbette bir ahlâkı yoktur. Yani MEB, tüm kurumlar ve örgütler gibi, ahlâksızlıkla kaim, ahlâk dışı bir kurumdur. Onun ahlâki bir eylemde bulunabilmesi bir yana, herhangi bir eylemde bulunması bile söz konusu değildir.

“İyi” ya da “kötü” herhangi bir ahlâki eylemde bulunanlar, statüsü ve sıfatı ne olursa olsun, MEB teşkilatının değişik birim ve kademelerinde görevli ve “şu” diye gösterilebilen, gerçek kişilerdir. Dolayısıyla MEB’i düşünüş, söyleyiş ve eyleyişleri doğrultusundaki tercih ve eylemleriyle, ilişki kurma biçimleriyle, rant peşinde koşuşlarıyla, ikiyüzlülük ve riyakârlıklarıyla ahlâki çürüme girdabına çekenler bunlardır. Ve ne yazık ki bunlar ve bunların ahlâki anlayışı ve ilişki kurma biçimi MEB’de egemendir.

Hatta MEB bürokratlarıyla düşüp kalktıkları ve bunlardan bazılarını kendi denetimleri altında tuttukları akçeli kurumların yönetim ve denetim kurullarına aldıkları halde; sözüm ona, bu süreçlerin dışındaymış gibi bir görüntü vermeye çalışan eğitim sendikalarının bazı sendikacıları bile MEB’deki bu ahlâki çürüme girdabının içindedir.

28 Ekim 2020

Devlet Miti Mit Devleti

                                              Devlet Miti Mit Devleti

Atalay Girgin*

Bilirsiniz ki kimileri “Devlet Ana”dan söz eder, kimileri “Devlet Baba”dan…

Devlet Dişi Midir? Yoksa Erkek Mi?

Birincilere göre devlet dişidir, kadındır. Şefkatlidir. Öylesine ‘şefkatli’dir ki bazı ‘evlatlar’ının üzerinden elini, ayağını hiç çekmez. Boşuna dememişler ya “Cennet anaların ayaklarının altındadır” diye… O da bu sözü haklı kılmak istercesine elinden geleni ardına koymaz. Ve bu ‘evlatlar’ını çok sevdiğinden olsa gerek ki onları, posaları kalıncaya, mevta eyleyip ‘cennet’e gönderinceye dek çiğnedikçe çiğner, ezdikçe ezer! Bazı evlatları içinse koca memeli dev bir sağmal inek gibidir. Onları bağrına basar. Nerelerine sığdıracağını bilemez! Şefkatle sarar sarmalar! Kendisi yemez, onlara yedirir. Toplumun geri kalanından derleyip topladığını aklınıza gelen ya da gelmeyen bilumum yol ve yöntemle oluk oluk bunlara aktarır.

İkincilere göre ise devletin cinsiyeti erkektir. Tıpkı “Tanrı baba” gibi…

22 Ekim 2020

MEB Kimlere Teslim? İlinek İnsana Mı? Yoksa...?

 

MEB Kimlere Teslim İlinek İnsana Mı? Yoksa…? 

Atalay Girgin* 

Başlıktaki soruyu bir kez daha tekrar edip devam edelim: MEB kimlere teslim? MEB’i bu kişilere kim ya da kimler teslim etti?

Malumunuzdur ki Türkiye’de eğitim hem nicelik hem de nitelik anlamında hızla enkaza dönüş(türül)müştür. Eğitimin bu içler acısı halini günümüzde hâlâ bilmeyen, duymayan kaldı mı? Bilmiyorum.

Hatta “Fikri bir buhranın içinde çırpınıyoruz”, “Topyekûn bir eğitim öğretim reformu yapmamız gerekiyor” sözleriyle Recep Tayyip Erdoğan bile mevcut durumu kabullendi ve sonunda bunu bilenler ve bildirenler (Bu konuda herkes aynı şeyi bilmiyor ve bildirmiyorsa da) kervanına katıldı. O’nun bu sözlerinden sonra, bakalım, “2023 Eğitim Vizyonu”nda mevcut eğitim enkazına “nicel başarı hikâyesi” diyerek methiye düzen Ziya Selçuk ne söyleyecek?

Gerçekten merak ediyorum: Ziya Selçuk kem küm mü edecek? “Kim ne derse desin! Ben sözümün arkasındayım!” mı diyecek? Yoksa bir gün önce söylediklerinin tam tersini işitir işitmez, hem de zerre utanıp sıkılmadan, yüzleri bile kızarmadan, “Biatsa biat! İtaatse itaat! Liderim ne derse odur!” diyen çemişler misali, boynunu büküp “Sukut ikrardan gelir!” dercesine susacak ya da onların sözlerini mi yineleyecek?

20 Ekim 2020

2023 Eğitim Vizyonu Çöp Sepetinde! Ya Ziya Selçuk...?

 

2023 Eğitim Vizyonu Çöp Sepetinde! Ya Ziya Selçuk..?

Atalay Girgin*

Prompter ekranından akıp giden ve “Topyekûn bir eğitim öğretim reformu yapmamız gerekiyor”1 diyen metni kim yazmıştı? Hangi akıldane ya da akıldaneler kaleme almıştı? Bilmiyorum. Şimdilik, tahmin etmek de istemiyorum.

Eğitimde Yeni Oyun Müjdesi!

Ancak Recep Tayyip Erdoğan’ın okuduğu ve seslendirdiği bu metinde yer alan eğitime ilişkin önermeler, bir kez daha, “Türkiye’de eğitim iktidarların oyun alanıdır2 önermesini doğruladı.

Lakin yalnızca doğrulamakla kalmadı. 2002 sonu 2003 başından itibaren deneme yanılma yoluyla ve milyonlarca çocuğu ve genci neredeyse kobaya, yani deney hayvanına dönüştürme pahasına oynanan oyunların daha bitmediğini ve yenisinin de yolda olduğunu müjdeledi tüm topluma… Hayırlı olsun! Tüm seyredenlere, oyuna destek ve ortak olanlara ve olmaya devam edenlere de…

08 Ekim 2020

MEB Holding'in Meçhul CEO'suna Sorular

MEB Holding'in Meçhul CEO’suna Sorular

Atalay Girgin*

“MEBHolding” ve “CEO” ibareleri garip gelebilir. Ama olup bitenlere ilişkin resmi belgeleri, raporları okuyunca, bu ibarelerin hiç de garipsenecek bir tarafı olmadığını fark ediyorsunuz. Anlatayım:

Tüm kamuoyunca biliniyor ki MEB’de bakan olarak görünen, bakanlık koltuğunda oturan, bu makama atanmış olan kişi Ziya Selçuk’tur. Ancak zaman içinde de ortaya çıktığı gibi, o gerçek bir bakan değildir. Malumunuzdur ki eski Milli Eğitim Bakanlarından Hüseyin Çelik de görevden ayrılırken, “Bakanlık otomatik pilotta” demişti.

Dolayısıyla resmi sıfatı, zorunlu hallerde attığı imza ve temsil görevi dışında Bakanlığı yönetmiyor Ziya Selçuk. Zaten istese de yönetemeyeceğini, kendisine yönettirmeyeceklerini ve yönetmesi için bu göreve atanmadığını bunca zamanda idrak etmiştir. O yalnızca Bakanlığın görünen yüzüdür. Ve bir kişiye birilerinin “Bakan”, “Bakanım” demesiyle de “Bakan” olunamadığının bariz örneklerinden biri de kendisidir.

Yine biliniyor ki MEB’de kavgalar, tartışmalar, çekişmeler, gruplaşmalar, eğitimin nasıl olması gerektiği üzerine farklı düşüncelerin ve önerilerin çerçevesinde başlayıp gelişmiyor. Keza tüm okullarda eğitimin niteliğini arttıracak, bunun içeriğini bilimsel ve doğru bilgilerle donatacak düşünce ve öneriler temelinde de çıkmıyor. Çünkü MEB bürokrasi açısından bunlar ayrıntıdır. Olsa da olur olmasa da… Peki; neyin başında başlıyor ve çatışmaya dönüşüyor tartışmalar, çekişmeler, gruplaşmalar?

07 Ekim 2020

Kutsal Devlet ve “Muhalefeti…”

 

      Kutsal Devlet ve “Muhalefeti…”

 

Amicus Plato,sedamicaveritas”. (Eflatun’u severim ama, gerçeği daha çok severim)                                                                                                                Latin atasözü

 

                                Fikret Başkaya

 

Osmanlı İmparatorluğunda devlet ‘kutsaldı’… 1923 yılında devletin adı “Türkiye Cumhuriyeti” olarak değiştirildi. Devletin adının değiştiğinden halkın sonradan haberi oldu… O süreçte emekçi halk kitlelerinin hiçbir dahli olmadı. ‘Hakimiyet kayıtsız, şartsız milletindir’ dendi… Lâkin ‘hakimiyet’ çok sayıda ‘kayıt ve şart’ altında alınmıştı. Gerçek durum TBMM’nin duvarına yazıldığı gibi değildi veüstelik devlet eskisinden daha da kutsaldı… Devletin kutsal sayıldığı yerde de ‘yurttaş’ olmazdı… Tabii cumhuriyet de… Siz adını öyle koydunuz diye öyle olması gerekmiyor… Velhasıl Padişahın kulu, Cumhuriyetin yurttaşı olamadı. Zaten yurttaş hakkı demiyorlar, kul hakkı diyorlar… Tabii Osmanlı münevveri de Cumhuriyetin ‘aydını’ olmuştu. Köşeli, bağnaz bir resmî tarih ve resmî ideoloji oluşturmaya memur edilmişlerdi. Doğrusu o işi çok iyi yaptıklarını söylemek gerekir. 

“Yeni rejim” Türk-İslam Sentezi” üzerine inşa edildi. Hem Türk ve hem de Müslüman olmayana yaşama şansı tanınmadı. Bu arada modernlik, çağdaşlık, ilericilik, laiklik söylemi de yönetici elitin dilinden hiç düşmedi… Bu ülkenin tarihinin hiçbir döneminde bir ‘modernite ve aydınlanma devrimi yaşanmadı. Eski rejimle ve onun hâkim ideolojisiyle bir hesaplaşma olmadı… Söylem değişse de şeylerin gerçeği değişmedi… 

Kutsal devlet ‘iç ve dış düşmansız yapamazdı’. Malûm, ülke sınırları dışındakiler ‘dış düşmandır’. O konuda bir sorun. Fakat, ‘iç düşmanın’ keşfedilmesi, değilse ‘yaratılması’ gerekiyordu. İç düşman başta Kürtler olmak üzere, muhalif olan herkesti. Şimdilerde iç düşmanın adı terörist… Rejim kendini ‘terörizmle mücadele’ söylemiyle yeniden üretiyor. Muhalifse teröristtir ve katli vaciptir… 

05 Ekim 2020

MEB’de ‘Karanlık’ ve Meçhul Hesaplara Kim Ziya Olacak?

 

MEB’de ‘Karanlık’ ve Meçhul Hesaplara Kim Ziya Olacak?

Atalay Girgin*

2019 yılına ilişkin hazırlanan “Milli Eğitim Bakanlığı Sayıştay Düzenlilik Denetim Raporu”nda çarpıcı tespitler yer alıyor. Bunlardan bazıları “Mektepli Gazete” tarafından ardı ardına haberleştiriliyor. Ayrıntıları merak eden ve okumak isteyenler için bu haberlerin linkini dipnotta yazıyorum1.

Bundan dolayı, bu yazıda, “Mektepli Gazete”nin haberlerinde yer alan usulsüzlüklere değinmeyeceğim. Ancak bu usulsüzlükleri mumla aratacak nitelikte ve daha çarpıcı bir tespit üzerinde duracağım. Çünkü bu tespitin yanında diğerleri çocuk oyuncağı kalır.

03 Ekim 2020

SOKRATES PLATON ve POLİTİKACI BUNAK!

 

Sokrates, Platon ve Politikacı Bunak!

Atalay Girgin*

Lise sıralarından geçmiş olan herkes Sokrates ve Platon adına az çok aşinadır. Keza okumasalar bile Platon’un ünlü eseri “Devlet”i de belki anımsayabilirler. Ancak, Platon’un “Devlet Adamı” adlı eserini, ilgilileri dışında herkes bilmez. Elbette burada yaptığı, devlet adamı ve filozof karşılaştırmasını da…

Peki; ortamını buldukça kinini ve zihinsel ifrazatlarını ortalığa salan ve kendilerine “devlet adamı”, “bilge”, “siyaset bilgesi”, tabiri caizse “filozof” denilmesinden hoşlanan “Politikacı Bunak”ı, “Bunak”ları kaç kişi bilir ki…? “Hangi Bunak’ı?” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız. Adına “Politika” denilen ya da yapılan maskaralıkların, ortalığa salınan zihinsel ifrazatların “Politika” diye sunulduğu sahneden, yaşlarından bağımsız olarak, zihinsel ve düşünsel ömrünü çoktan doldurmuş o kadar çok “Devlet adamı”/“Bunak politikacı” ya da “Politikacı bunak”/”Devlet adamı” geldi ve geçti ki ne siz sorun ne de ben söyleyeyim, bunların kimler olduklarını.

28 Eylül 2020

İşte Tacizci Müdürün Pansiyonda Kalmasına Onay Veren O Müdür!

 

İşte Tacizci Müdürün Pansiyonda Kalmasına Onay Veren O Müdür!

Atalay Girgin*

Geçen yazıdan anımsayacaksınız: Zevatın biri, atandığı okulun bağlı olduğu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğündeki bazı çemişler ve saz arkadaşlarının eşliğinde, Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından “Tacizci öğretmen”likten “Tacizci” müdürlüğe terfi ettirilmişti. Ardı sıra da okul pansiyonunda kendisine “Özel bir oda” kurup oraya yerleşmişti. 

Biz de bir dizi soru sorup “Ya sonra…?” demiştik. Şimdi kaldığımız yerden devam edelim ve sonra da yeri geldikçe o soruların yanıtlarını verelim: 

Tacizci” Müdüre Onay Veren O Müdür Kim? 

Adını anmaya bile gerek görmediğim ve zevat dediğim bu “tacizci” müdür, okul pansiyonlarında kimlerin yatılı olarak kalabileceğini düzenleyen “Pansiyon Yönetmeliği”nde okul müdürlerine yer verilmiyor olmasına rağmen, haftanın dört beş günü pansiyondaki “Özel oda”sında yatıp kalkıyordu. Ve bu durum hem okuldaki öğrenci, öğretmen ve hizmetliler tarafından biliniyordu, hem de İlçe Milli Eğitim Müdürlüğündeki yetkiler tarafından… Yani bu durum o küçücük ilçede sır değildi. (Elbette vakti saati geldiğinde, ne yazıktır ki bilenler bilmezlikten gelecekti. Öğrenciler dışında…) 

22 Eylül 2020

MEB'de Hangi MEM "Tacizci" Öğretmeni Müdür Olarak Atadı?

 

MEB’de Hangi MEM  Tacizci” Öğretmeni Müdür Olarak Atadı?

Atalay Girgin*

Milli Eğitim Bakanlığı’nın taciz ve tacizciyle mücadele dersinden sınıfta kalışı, yeni değil. Yani bu dersten bir türlü sınıfı geçemeyişi, Ziya Selçuk’un, 12 yaşında ve aynı zamanda bir ilköğretim öğrencisi olan kız çocuğunun, bir tarikat liderinin cinsel tacizine uğrayışı karşısında, kısacık bir kınama mesajı bile yayınlayamayışıyla, “dut yemiş bülbül” misali suspus oluşuyla başlamadı. Ondan öncesi de vardı.

MEB ve MEM’ler (Milli Eğitim Müdürlükleri), neredeyse, gazete manşetlerine düşmediği, televizyon ekranlarında görünmediği sürece, kız-erkek demeden öğrencilere ve kadın öğretmenlere yapılan taciz ve tacizciler karşısında, genellikle, idare-i maslahat eyledi. Hele de tacizci öğretmen ya da idareci, MEB ya da MEM içindeki egemen gruplardan, sendikalardan birine mensupsa; yöneticilere yakınsa; “Yeni Türkiye” ve “Üst akıl” korusunda da yerini almışsa, önerilen cezalar bile disiplin kurullarında en alt sınıra çekildi.

Örneğin; soruşturma sonucunda, taciz eylemi “sübuta ermiştir” denilerek birçok öğretmen ya da idareci hakkında önerilen “Kınama” cezaları, bir kademe indirilip “Uyarma” cezasına dönüştürülürken; bunların uygulanması ve gereğinin yapılmasına bile riayet edilmedi. Velhasıl, öğrencilere ve kadın öğretmenlere yönelik cinseltaciz eylemleri fazlaca önemsenmezken, tacizci öğretmen ve idareciler ise şu ya da bu nedenlerle, bir biçimde gözetildi.

19 Eylül 2020

"MEB'de Büyük Operasyon"u Yazan Bir Vali Mi?

 

“MEB’de Büyük Operasyon”u Yazan Bir VALİ Mi?

Atalay Girgin*

10 Eylül gecesi atılan “MEB’de Büyük Operasyon” tweeti ve ekindeki metinde dile getirilen iddialarla başlayan süreç, 18 Eylül’de CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’nın soru önergesiyle TBMM’ye taşındı.

Yıldırım Kaya, TBMM Başkanlığı’na sunduğu “Soru Önergesi”nde, MEB’de olup bitenlere ilişkin iddiaları dile getirerek, özellikle Ziya Selçuk’un yanıtlaması talebiyle beş soru yöneltti. Ancak başlıktan ve yaşanan sürece ilişkin yeni iddialardan uzaklaşmamak ve yazının da hacmini gereğinden fazla genişletmemek kaygısıyla bu sorulara yer vermiyorum. Ve ilgilenenler için “Soru Önergesi”nin tam metnine ulaşabilecekleri linki1 aşağıya yazıyorum.

Neler Olmuştu?

Peki; 10 Eylül gecesinden 18 Eylüle kadar neler olmuştu? Bilenler ve özellikle de süreçten haberdar olmayanlar için kısaca anımsatalım:

1-    10 Eylül’de paylaşılan “MEB’de Büyük Operasyon” metninde dile getirilen iddialar ve bunlarla ilişkilendirilen isimler ve olaylar üzerine, bu kişilerle ilintilendirilen sitelerden birisi olan MebPersonel.com’dan, 12 Eylül tarihinde “MEB’de Büyük Operasyonun Şifrelerinin Deşifresi”2 başlıklı ve ‘Özel Haber’ ibareli bir cevap yayınlandı. Ve nedense, kısa zamanda da yayından kaldırıldı!

16 Eylül 2020

Sendikalar MEB'deki 'Büyük Operasyon'un Neresinde? Ya Bakan...?

 

Sendikalar MEB’deki ‘Büyük Operasyon’un Neresinde? Ya Bakan..?

Atalay Girgin*

Başlıktaki soruyu geniş haliyle yineleyelim: Sendikalar, daha doğru bir ifadeyle sendikacılar, MEB’deki ‘Büyük Operasyon’un, bir başka deyişle koltuk ve rant peşindeki çeteler çatışmasının-savaşının neresinde? Peki; ya bakan neresinde bu çeteler çatışmasının…?

Soruyu açıkça ortaya koyduğumuza göre, şimdilik Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un bu işin neresinde olduğunu sona bırakarak sendikalardan, sendikacılardan başlayabiliriz.

Kambersiz Düğün Olmaz

Bu ‘düğün’ün kamberi de sendikaların tüzel kişiliği altında arz-ı endam eyleyen bazı sendikacılar ve onların yönlendirmesi altında ve onlarla bağlantılı olarak hareket eden sendika üyeleridir. Bunlar MEB’deki  ‘Büyük Operasyon’un, yani çetelerin rant çatışmasının, şimdilik açıkça ortada görünmeyen kamberleridir. Çünkü ortada bunca rant ve ranta erişmeyi sağlayan koltuk varken; bunlar uğruna, kafa göz yarılmasına, bıçak-satır çekilmesine ve hatta silahların ateşlenmesine doğru gidilen bir süreçte sendikacıların ve sendikalıların, bu çeteler savaşının şurasında ya da burasında, dahası içinde olmaması eşyanın tabiatına aykırıdır. Hatta bu ihtimal dâhilinde bile değildir.

13 Eylül 2020

MEB'de Organize Çeteler Savaşıyor! Bakan Ne Yapıyor?

 

MEB’de Organize Çeteler Çatışıyor! Bakan Ne Yapıyor?

Atalay Girgin*

“Büyük Operasyon! MEB’de Neler Oluyor?”1 sorusuna yanıtın bu kadar kısa zamanda verilebileceğini beklemiyordum. İroni yapmıyorum.

Hem de yazının üzerinden on üç saat bile geçmeden geldi yanıt! Ve gelir gelmez de bu yazının üst başlığının atılmasına vesile oldu (Yanıtı verenleri ve ne dediklerini ne yaptıklarını aşağıda anlatacağım).

Gerçi gelen yanıtın içinde, MEB’deki nüfuzlu birilerinin kimler olduğu belirtilmiyordu. Keza bu nüfuzlu birilerinin hangi özel okulun “3 kuruşluk dijital rehberlik programını 33 kuruşa” hangi özel okula pazarladıkları da… Dahası bu pazarlığın aracısı-komisyoncusu olan ve satışı odalarında “Çak” yaparak kutladıkları genel müdürün kim olduğu da belirtilmiyordu.

04 Eylül 2020

Ne Öğretmenlere Ziya Olabildi Ne Eğitime

 

Ne Öğretmenlere Ziya Olabildi Ne Eğitime

Atalay Girgin*

MEB’in Bakan koltuğuna oturtulduğu günden beri, kameraların karşısına geçtiği herhangi bir yerde ne kulaklarının duyduğu yalana “yalan” diyebildi, ne de gözlerinin önünde yapılan onca yanlışa “yanlış”… Ne haksızlığa “haksızlık” diyebildi, ne de adaletsizliğe “adaletsizlik”…

Hatta alenen tanık olduğu bir linç girişimini bile iki satır bir tweet mesajıyla kınayamadı. Birilerinden korktuğu için mi alenen kınayamamıştı? Yoksa gerçekleştirilen linç girişimini onayladığından mı? Bilinmez ama kınayamamıştı işte…

Oysa koltuğa oturtulduğu günlerde nasıl da heyecanlıydı. Yüzünde gülümseme eksik olmuyordu. Eğitimci olması hasebiyle hem toplumun hem de eğitim camiasındaki muhaliflerin bile önemli bir kesimi onun heyecanını paylaşırcasına kendisine sempatiyle bakıyorlardı. Kısa bir zamanda neredeyse öğretmen camiasının büyük bir kesiminin “Ziya Hoca”sına dönüşüvermişti.

30 Ağustos 2020

ONLARIN AHLÂKI ve BİZİM AHLÂKIMIZ

 

ONLARIN AHLÂKI ve BİZİM AHLÂKIMIZ

Atalay Girgin*

 

Malum şahıslardan biri (“Hangi biri hangi biri” dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü biliyorum ki sayıları bir elin parmaklarından ibaret değil!) yalan üstüne yalan söylüyor! Bir gün önce söylediğini ertesi gün unutup tam tersini yumurtluyor!

Beş vakit namaz kılmayı zerre sektirmeyen başka biri, alavere dalavereyle başkalarının paralarına, malına mülküne el koyuyor ve yüzü bile kızarmadan, “Çocuklarıma haram lokma yedirmedim” diyor.

Başka birisi, onca hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, vb. ile edinilmiş serveti “günah işleme özgürlüğü” olarak savunuyor.

Bunları gören ve bilen birileri soruyor: Müslümanlara göre yalan söylemek günah değil mi? Yolsuzluk, soysuzluk, hırsızlık yapmak, çalmak çırpmak, rüşvet almak, vb günah değil mi?

Ben düşünüyorum: Eğer Müslümanlara (ya da herhangi bir dine) göre yalan söylemek günah olsa, Müslümanlar yalan söyler mi? Ya da durmadan yalan söyleyen, söyledikleri yalanlar arşa erişen birilerinin peşinde koşar mı? Çalmak, çırpmak dâhil, hak etmediği, alnının teriyle kazanmadığı bir kuruşu bile kendi hanesine geçirir mi?