16 Mart 2022

AKP ve TBMM’yi Susturan Tacizci

 

AKP ve TBMM’yi Susturan Tacizci

Atalay Girgin*

AKP MKYK üyesi Şamil Tayyar’ın “Çocuk tacizcisi eski vekil” açıklamaları üzerine Odatv, “Çocuk tacizcisi eski AKP’li Kim… Şamil Tayyar’a sorduk1.” başlığını atmıştı habere. Bu başlıkla birlikte, daha ilk andan itibaren “çocuk tacizcisi vekil”in “AKP’li” olduğunu ilan etmişti.

Şamil Tayyar ise Odatv’nin “kimi kastettiğine” ilişkin sorusuna, “Hassasiyetiniz için teşekkür ederim. Mevzuyu bu noktada bırakmak istiyorum.2yanıtını vererek konuyu kapatmak istemişti.

Oysa kapatmak istediği “mevzu”, hem “çocuk tacizci”liği gibi bir suçu hem de “çocuk tacizcisi” sıfatını yapıştırdığı bir suçluyu içeriyordu. Lakin bunu kapatmak da bildiği halde suçluyu yargıdan saklamak da suçtu. Hem eski gazeteci hem de eski milletvekili olması hasebiyle Şamil Tayyar’ın bunu bilmiyor olması mümkün değildi.  

Peki; buna rağmen, Şamil Tayyar, neden, bir “çocuk tacizcisi”ni hem kamuoyundan hem de yargıdan saklayabilme uğruna suçlu konumuna düşmeyi bile göze alıyordu? Acaba bunun nedeni ya da nedenleri nelerdi?

Şamil Tayyar, Odatv’nin “eski AKP’li” olduğunu yazdığı bu “Çocuk tacizcisi vekil”i, hangi kirli, ak ya da temiz hesaplar ve çıkarlar, hangi maddi ve manevi haz ayrıcalıkları uğruna saklamayı tercih etmişti? Yoksa söz konusu “çocuk tacizcisi vekil”den ve çevresinden korktuğu için mi susmuştu? Bu susuşun bedeli ya da ödülü neydi?

09 Mart 2022

Öğretmene Valilikte Darp Emniyette Dayak

 

Öğretmene Valilikte Darp Emniyette Dayak

Atalay Girgin*


Afyon Valiliği’nce düzenlenen yılın ilk “Halk Günü” toplantısında bir öğretmen hem toplantı salonunda hem de toplantının yapıldığı binanın önündeki bahçede şiddete uğradı. 

Ancak bu olay, Afyon Valiliği “Halk Günü” haberini yapan ne Habertürk ve Sabah gazetelerinde yer aldı ne de irili ufaklı diğer ulusal ya da yerel haber sitelerinde. Ne basın gördü öğretmene yapılan bu şiddeti, ne de haberleri birçok mecraya servis edilen Afyon Valisi Gökmen Çiçek. 

Sanki böyle bir olay hiç yaşanmamıştı. Oysa olay, aynı gün Adliyeye taşınmıştı. 

Olay Savcılıkta…


Savcılık soruşturma dosyalarına yansıyan bilgilere göre, Hamza Dede adlı fizik öğretmeni, yaklaşık 4 buçuk yıldır uğradığı sistematik mobbingi doğrudan Vali Gökmen Çiçek’e anlatmak üzere toplantıya katılmıştı o gün. Çünkü okul idaresinden Afyon İl Milli Eğitim Müdürlüğüne dek uğradığı sistematik mobbing yetmezmiş gibi bir de il dışına sürgün edilmiş ve ailesi bölünmüştü. 


Daha önce defalarca Validen randevu talep etmesine rağmen, bu talepleri karşılıksız kalmıştı ve kendisine randevu verilmemişti. O da yaşadığı sorunları “Halk Günü”nde dile getirmeye karar vermişti. 


Lakin söz almasının üzerinden birkaç dakika bile geçmeden, o kısacık sürede daha derdini dahi anlatmaya fırsat bulamadan; Vali Çiçek, öğretmeni dinlemek yerine, başından savarcasına masadan kalkıp salondan çıkmaya yönelirken; başta Valinin koruması olmak üzere, durumdan vazife çıkaran bir grup Valilik görevlisinin zor kullanımıyla karşılaşmıştı Hamza Dede. Tabiri caizse kaşla göz arasında yaka paça önce toplantı salonunun dışına, sonra da bahçeye çıkarılmıştı. 


Bunlar, Afyonkarahisar İl Milli Eğitim Müdürü Metin Yalçın ve Afyonkarahisar İl İnsan Hakları Komisyonunun bazı yetkililerinin gözleri önünde gerçekleşiyordu ve hiçbiri de engel olmaya çalışmıyordu. Hamza Dede’ye müdahale eden valinin koruması ve diğer işgüderler ise ağız birliği yapmışçasına, onun Valiye “Beni dinleyeceksin lan!” diyerek hakaret ettiğini söylüyorlardı. 


Oysa Hamza Dede’nin uğradığı mobbing nedeniyle itham ettiği ve itirazlarının hedefinde olan Milli Eğitim Müdürü Metin Yalçın bile onun,  valiye “lan” dediğine ilişkin tek bir kelime etmiyor, hatta imada bile bulunmuyordu. Ama valinin adamları işlerini biliyorlardı: Israrla “Valiye, “beni dinleyeceksin lan” dedi!” diyorlardı. 


Valilik Önünde Şiddet 

04 Mart 2022

Çocuk Tacizcisi Vekil Pala Lakaplı Bir Hacı

 

Çocuk Tacizcisi Vekil AKP'liymiş

Atalay Girgin*


AKP MKYK üyesi Şamil Tayyar’ın sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamayla gündeme gelen sorular haber ve yazı başlıklarına taşınmıştı1.

Bunlar arasında öne çıkanlardan ilki “Çocuk tacizcisi vekil kim?” sorusuydu. İkincisi ise bu “çocuk tacizcisi”nin “Hangi partili?” olduğuydu.

Sözlerin Muhatabı Sustu

Aslında birinci sorunun yanıtıyla ikinci de karşılığını bulacaktı. Odatv de sıcağı sıcağına ilk soruyu yöneltmişti Şamil Tayyar’a. Lakin, çocuk tacizinin suç, çocuk tacizcisinin de suçlu olduğunu bile bile şöyle demişti Tayyar: Hassasiyetiniz için teşekkür ederim. Mevzuyu bu noktada bırakmak istiyorum. Hakkınızı helal edin.

Bu sözleriyle çocuk tacizcisi olduğunu bildiği ve suçlu olduğundan kuşku duymadığı bir kişiyi hem kamuoyundan hem de yargıdan saklamıştı Şamil Tayyar. Bir başka deyişle “çocuk tacizcisi” dediği birini korumuştu. Nasıl olsa kendisini çağırıp,  bu çocuk tacizcisi vekilin kim olduğunu soracak ve sonra da gereğini yapabilecek ne bir Cumhuriyet Savcısı vardı ortalıkta ne de herhangi bir savcı…  

Velhasıl, hangi saikler, hangi kirli, temiz ya da ak hesaplar, çıkarlar ve hangi maddi ve manevi haz ayrıcalıkları uğruna olup olmadığı bilinemese de Şamil Tayyar susmuştu. Yoksa birileri apar topar kulağını mı çekmişti? Artık orasını bir Allah bilir bir de Tayyar…

Yandaş Basın Dut Yemiş Bülbüle Döndü

Onun sustuğu yerde, yandaş basın ise dut yemiş bülbüle dönmüştü. Ne söz konusu “çocuk tacizcisi vekil”in kim olduğunu soruyorlar ne partisinin hangisi olduğundan dem vuruyorlar ne de bunun üzerine iki kelam ediyorlardı.

Her konuya atlayan, neredeyse kadın adının geçtiği her yerde fuhuş gören malum bazı dolma kalemler ise çoktan sırra kadem basmışlardı. “Kabataş yalanı”nı ve televizyon televizyon, meydan meydan dolaşan malum “Kabataş yalancısı”nı savunmak için köşelerini bile peşkeş çeken, bu uğurda ellerine tutuşturulan metni virgülüne bile dokunmadan yayınlayanlar, konu çocuk tacizi olunca ne tacizi ve çocuk fuhuşunu hatırladılar ne de çocuğu…

Tarikat, cemaat ve diyanet bağlantılı dernek ve vakıf yurtlarında gerçekleşen çocuk tacizi ve tecavüzleri karşısında nasıl sustularsa, “çocuk tacizcisi vekil” sorununda da sustular. Tıpkı, “Hakkınızı helal edin!” sözüyle, “Helallik” isteyip, bu konuda dudaklarını mühürleyip, şimdilik, kenara çekilen Şamil Tayyar gibi…

Bu Suskunluk Nedensiz Değildi

01 Mart 2022

Çocuk Tacizcisi Vekil Kim?

 

Çocuk Tacizcisi Vekil Kim? Hangi Partili?

Atalay Girgin*


Toplumsal çözülme eşliğinde yaygınlaşan kültürel ve ahlâki çürüme günümüzde öylesine derinleşmişti ki çocuk tacizcileri ve çocuk fuhuşundan beslenenler bile milletvekili olabiliyor, dokunulmazlık kazanabiliyordu. Çocuk tacizi ve çocuk fuhuşunun kanıksandıkça sıradanlaştığı bir toplumda bunlar vaka-i adliyeden bile sayılmıyordu.

Hatta bu çocuk tacizcilerini bilenler bile bunları uzun yıllar boyunca bilmezlikten geliyor, hiç utanıp sıkılmadan aynı siyasal partinin saflarında ya da aynı Meclis’in çatısı altında oturabiliyordu. Ve bir çocuk tacizcisini, sanki bir ‘devlet sırrı’ misali kıskançlıkla saklıyorlardı.

Sorsanız, her şey vatan-millet-devlet ve toplum için derlerdi. Bu arada milletin, toplumun tacize uğrayan, çocuk fuhuşu pazarında sermayeye dönüştürülen çocuklarının başına gelenler ise umurlarında bile olmazdı.

Şamil Tayyar ve Çocuk Tacizcisi Vekil

İşte tam da bu minval üzre, AKP MKYK üyesi Şamil Tayyar’ın sosyal medya üzerinden yaptığı açıklama bir dizi soruyu akla getirdi. Bunların başında yer alan soru, bu kişinin kim ve hangi partiye mensup olduğuydu.

Ancak Şamil Tayyar, Odatv’nin bu konuda kendisine yönelttiği “kimi kastettiği”ne ilişkin soruyu, Hassasiyetiniz için teşekkür ederim. 
Mevzuyu bu noktada bırakmak istiyorum. Hakkınıza helal edin.”1 diyerek geçiştirdi. 

Aslında “geçiştirdi” sözü hafif kalır. Şamil Tayyar, “çocuk tacizcisi” bir “eski vekil” olduğunu beyan ettiği bu kişiyi, hem yargıdan hem de kamuoyundan sakladı. Yani ayan beyan bir biçimde suçlu olan bir kişiyi korumayı tercih etti.

Peki; neden? Şamil Tayyar, bu tacizci vekilin kim ve hangi partiye mensup olduğunu vatan, millet, devlet ve toplum için mi sakladı? Hak hukuk için mi? Adalet yerini bulsun diye mi? Yoksa ekonomik ya da siyasal, bambaşka çıkar hesapları ya da pazarlıklar için mi?

24 Şubat 2022

MEB’de Skandal İddia

 

MEB’de Skandal İddia: Toplu Tecavüz Sanığı Müfettişe Cinsel Taciz Soruşturması Görevi

Atalay Girgin*

Okuyanlar anımsayacaktır.
“Yine Milli Eğitim… Yine Taciz İddiası ve Yer: Yine…”1 başlıklı yazıda, bir cinsel taciz vakasından ve buna ilişkin iddialardan söz etmiştim. Ve bilinçli olarak hiçbir kurum, yer ve kişi adı belirtmemiştim.

Küçük bir ihtimal de olsa belki gereği yapılır, hiçbir kurum ve kişi adı kamuoyunun gündemine düşüp de yıpranmasınlar, diye düşünmüştüm. Ne var ki geçtiğimiz günlerde öğrendim ki yanılmışım…  “Soruşturma açılsa da kapatılır” diyen bazı veliler haklı çıkmıştı.

Yalnızca haklı çıkmamışlardı. Daha da vahimi cinsel taciz mağduru kız öğrenci okuldan ayrılmak zorunda kalmıştı.

Artık okulda okumuyordu. Babası işçi, annesi sezondan sezona iş bulup çalışabilen yoksul bir ailenin çocuğu olarak evde oturuyordu. Muhtemelen aile, çocuklarını fiziksel ve duygusal olarak korumanın tek yolunu onu okuldan almak olarak görmüştü.

İşte bunun üzerine, yani cinsel taciz iddialarının mağduru olan kız öğrencinin durumunu öğrenince, bu yazıyı kaleme alma gereği hissettim. Ve ilk yazıda “yıpranmasınlar” düşüncesiyle yer vermediklerimden bazılarını belirtmem gerektiğini de…

Peki; bu cinsel taciz iddiaları nerede gerçekleşmişti? Taciz iddialarının kahramanı kimdi? İddialar ayyuka çıkınca ne olmuştu? Bu iddiaları kimler soruşturmuş ve ne karar vermişlerdi? Soruları, şimdilik, daha fazla çoğaltmadan başlayalım o halde…

17 Şubat 2022

MEB Taciz Dosyası

 

MEB Taciz Dosyası: Bir İlk Gerçekleşti

Atalay Girgin*

İroni yapmıyorum. Hem de mucize kabilinden bir ilk… Bu ilki gerçekleştiren kişiyse Milli Eğitim ‘Bakan’ı Mahmut Özer oldu. En azından bu ‘mucize’ onun döneminde gerçekleşti.

MEB’e ‘bakan’ olarak atandığı günden beri, yaptıkları yapamadıklarıyla; söyledikleri söyleyemedikleriyle; alıp da uygulattığı ve uygulatamadığı kararlarıyla, kısa zamanda tartışılır hale gelen… Hatta halefini bekleyen bir ‘bakan’a dönüşen ve artık koltuktaki ömrü, tek seçicinin dudaklarının arasından ne zaman çıkacağı belirsiz bir tek söze bağlı olan Mahmut Özer, kendisinden önceki ‘bakan’ların yap(a)madığı çok önemli bir ilke imza attı.  

Peki; gerçekleşen, ‘mucize’ kabilinden bu çok önemli ilk neydi? Sorunun yanıtından önce kısa bir anımsatma…

MEB’de İki Kilit Birim

Başta eğitim camiası olmak üzere, toplumun birçok kesiminin malumu olduğu üzere; 19 yılını doldurup 20. yılına doğru ilerleyen bu iktidar döneminde, enkaz yığınına dönen eğitimin yanı sıra, kültürel ve ahlâki çürümenin bataklığına dönüştürülen kurum ve kuruluşlardan biri de Milli Eğitim Bakanlığı’ydı.

Rant ve koltuk çetelerinin hala cirit attığı bu kurumda, birçok birimin yanı sıra, özellikle Personel Genel Müdürlüğü ve Teftiş Kurulu yıllardır büyük bir sorundu. Merkez teşkilatından taşra teşkilatlarına dek hem MEB’in hem de okullarda yapılan eğitimin, içerik bir yana, insan malzemesi ve denetim boyutunda yer alan bu iki birim, hâlâ sorun olmaya devam ediyordu.

Yeterli koşulları taşımayan kişilerin il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine ve okul yöneticiliklerine atanmasından; görevi kötüye kullanan, görevini suistimal eden kişiler hakkında yapılan şikâyetler sonucu açılan dosyaları bir biçimde kapatan, en hafif cezalarla geçiştiren ya da aklayıp zırhlayanlar bu iki birime mensup bazı kişilerdi. Özellikle de rant ve koltuk çeteleriyle bağlantılı bir biçimde…

“Tacizci Müdürü” Atamak İçin Ne Yapıldı?

11 Şubat 2022

MEB’in 5100 İmam Hatip Okulu Yetmedi

 

MEB’in 5100 İmam Hatip Okulu Yetmedi

Atalay Girgin*

“Kindar ve dindar” nesiller yetiştirmek için emin adımlarla koşan MEB’in 5100 imam hatip okulu kimlere yetmedi? Elbette dinci ve siyasal İslamcılara…

Kendilerine “Türkiye Aile Meclisi” adını vermiş olan dinci ve siyasal İslamcı bir zevatlar, çemişler topluluğu, uzun zamandır konuşulan “Bütün okullar imam hatip olmalı” talebini yineledi, “Bütün okullar imam hatip…”1

4-6 yaş grubunda yer alan çocukların Diyanet, tarikat ve cemaat bağlantılı vakıf ve derneklerde Kur’an Kurslarına tabi tutulması yetmemişti. Daha soyut düşünme evresine bile erişmemiş çocukların körpecik zihinlerinin, bu kurslarda, hiçbir gerçekliği olmayan “Cin, Şeytan, Melek, Allah, Cennet, Cehennem, Miraç, vb gibi” salt düşsel/düşünsel ve imgesel kavramlarla örselenmesi de yetmemişti.

Keza okul çağındaki çocukların ve öğrencilerin12 yıllık eğitimin dokuz yılında zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine mahkûm edilmeleri de yetmemişti. Bunlar yetmezmiş gibi, bunların yanına eklenen sözüm ona seçmeli Kur’an, Hz. Muhammed’in Hayatı ve Siyer gibi dersler de…

Hatta Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda tarikat ve cemaat bağlantılı dini vakıf ve dernekler aracılığıyla, sözüm ona değerler eğitimi adı altında dersler, konferanslar verilebilmesi için sınıflar tahsis edilmesi de yetmemişti.

Onlar daha fazlasını istiyorlardı. Sadece daha fazlasını değil aslında hepsini istiyorlar ve “Bütün okullar imam hatip olmalı” diyorlardı.

02 Şubat 2022

MEB’de Cinsel Taciz Kariyerli Müdürler

 

MEB’de Cinsel Taciz Kariyerli Müdürler

Atalay Girgin*

Başlığı soruya dönüştürerek başlayalım: MEB’de cinsel taciz kariyerli müdürler var mı? Başka bir deyişle, “MEB’de geçmişte cinsel taciz eylemleri sübuta erdiği halde okul müdürlüğüne atanan ve hâlâ bu görevini sürdürenler var mı?”

Hadi, yanıtı içinde saklı bir soru daha ekleyip daha açıktan soralım: MEB’in cinsel taciz eylemleri sübuta erdiği halde, hatta taltif de edilerek ataması yapılan ya da yapılmı kaç okul müdürü vardır? Herkes bilsin ki bu soruya “Yoktur” ya da “Bugüne kadar cinsel tacizden adli ya da idari ceza alan hiçbir kişi okul müdürlüğe atanmamıştır” yanıtı veren ya da verecek olan herkes yalancıdır.

Eğer bir veliyseniz, hele de okula giden bir kız çocuğunuz varsa (ki erkek çocuklar da aynı tehdit altındadır) yukarıdaki soruları ve ardı sıra yazılan hükmü okuyup da endişelenmemeniz mümkün değildir. Zihninizde “Acaba benim çocuğumun okul müdürü tacizci mi?” sorusu ve kuşkusunun doğmaması da…

Peki; bu sorular nereden çıktı? Bunlar sansasyon yaratmak ya da dikkat çekmek için mi soruldu? Elbette değil.

Sorun Yapısaldır

Geçmiş yıllardan beri, özellikle öğrencilere dönük birçok cinsel taciz haberi tekil olarak basına ya da sosyal medyaya yansısa da bunun MEB bürokrasisine dek uzanan arka plandaki yapısal boyutu üzerinde hiç durulmadı. Kız ya da erkek öğrencilere dönük yapılan ve ancak küçük bir kısmı ortaya çıkarılabilen cinsel taciz eylemleri de münferit hadiselermiş gibi geçiştirildi. Hatta bazıları olay kamuoyu gündemine taşınmadan, bazıları da adet sünnet yerini bulsun tarzı yapılan formaliteden soruşturmalarla örtüldü.

26 Ocak 2022

Türkiye’de Ateizm Ve Deizmin Kaynağı

 

Türkiye’de Ateizm Ve Deizmin Kaynağı MEB

Atalay Girgin*

Kafayı ateizm ve deizmle bozmuş olan dinci ve siyasal İslamcı çemişler, tam bir hastalık göstergesi olan saplantılı ve yanılsamalı bilinç hallerini her yere ve her şeye egemen kılma isteğinde sınır tanımıyorlar. Bunların başında da eğitim geliyor.

Zihinleri ve bilinçleri, dinsel temelli ve saplantılı, yanılsamalı siyasal ve ideolojik kabullerle sakatlanmış olan bu dinci-siyasal İslamcı çemişlere göre; Türkiye’de “ateizm ve deizmin”in “kaynağı MEB’in kitapları”ymış.

Hangi MEB’in? Hem de 4-6 yaş arasındaki çocukların Diyanet, tarikat ve cemaatlerin dernek, vakıf, vb kurum ve kuruluşların Kur’an Kurslarına teslim edilişine ses çıkarmadığı gibi, bunların sayısından bile haberdar olmayan MEB’in…

İşte bu MEB’in söz konusu kitaplardaki “materyalist anlatım biçimi gençlerimizi dinsiz ve ateist olmaya sevk ediyor”muş.

Peki; bu kitaplar ve dersler hangileriymiş? Dahası buna karşı ne yapmak gerekiyormuş? El cevap: “Fen bilimleri Müslüman’ın bakış açısı ile Kuran’ın anlatım tarzıyla yazılmalı”1ymış.

Açıkça anlaşılabileceği gibi bu cevapta birbiriyle ilişkili ve birbirini tamamlayan iki temel unsur var. Bunlardan biri “Müslüman’ın bakış açısı”, diğeri ise “Kur’an’ın anlatım tarzı”…

O halde, ateizmin ve deizmin kaynağı olan dersleri ve kitapları en sona bırakarak, birincisinden başlayalım ve soralım:

Hangi “Müslüman’ın Bakış Açısı”?

17 Ocak 2022

MEB’in Ateizme Götüren Kitapları

 

MEB’in Ateizme Götüren Kitapları

Atalay Girgin*

Sonunda bunu da öğrendik: MEB’in ders kitapları gençleri ateizme sürüklüyormuş!

Peki; MEB’in hangi ders kitapları, gençleri, öğrencileri ateizme götürüyormuş? Hatta deizme de…? Acaba gençler arasında deizm ve ateizm yayılıyor yaygarasının nedeni bu kitaplar mı?

İnsanın “Bak sen şu dinsiz MEB’in yaptığına” diyesi geliyor. Çaktırmadan neler yapıyormuş neler? Hem deizm ve panteizme götürüyormuş gençleri hem de ateizme… Seç beğen al! Sonuçta ikisinde de dinsizlik garanti… Allahsız ve dinsiz bir kurumdan başka ne beklenirdi ki zaten…

İşin ironisi bir yana… “Durduk yere, bu başlık ve sorular da nereden çıktı?” diye sormayın. Enes Kara’nın, Nur Cemaatine ait olduğu söylenen bir evde, ardında bir video kaydı bırakarak intihar etmesinin ardından, basında ve sosyal medyada birçok söz söylendi. Birçok yazı yayımlandı.

Bunlardan bazıları oldukça ilginçti. Tıpkı Akit güruhundan Ali Erkan Kavaklı imzasını taşıyan yazı gibi…

14 Ocak 2022

Mahmut Özer’e Göre MEB’i Yöneten Kim?

 

Mahmut Özer’e Göre MEB’i Yöneten Kim?

Atalay Girgin*

Başlıkta yer alan soruyu okur okumaz aklınızdan kimlerin, hangi kişi ve kuruluşların geçtiğini bilmiyorum. Ancak söylenenlere göre, eğer inanırsanız; MEB’in yönetilmesine, ne aralarında TÜGVA, Ensar, TÜRGEV, KADEM, vb gibi kuruluşların bulunduğu 9’lu STK’lar olarak anılan Eğitime Destek Platformu karışıyormuş, ne rant ve koltuk çeteleri, ne malum sendikalar ne de Diyanet, cemaat ve tarikatlar…   

Eğer yine inanırsanız; MEB’in yönetiminde, bunların uzaktan ya da yakından hiçbir dahli, hiçbir müdahalesi ve emir telakki edilecek hiçbir talebi ya da ricası yokmuş! Zaten rant ve koltuk çetelerinin de esamesi bile okunmuyormuş artık! “Kirli işlere ve harama bulaşan haramzadelerle” de yollar ayrıldığı için, dikensiz gül bahçesine dönen MEB’de yönetime karışmaya cüret edecek hiçbir kişi ve grup kalmamış!

Dilleri varsa ve hızlarını alamasalar, “Ne Beştepe’den birileri karışabilir MEB yönetimine ne de her tür makama lütfedici, her tür makamdan da affedici ve azledici olan, Allah’ın lûtfu, velinimetimiz efendimiz zatı şahaneleri” diyecekler! Lakin işi o noktaya kadar taşıyacak ve baklayı ağızlarından çıkartacak soruları kimse sormuyor.

Hatta “Madem ki MEB’in yönetimine, alınan kararlara hiç kimse, hiçbir kurum ve kuruluş karışmıyor; o halde çocukların, 4-6 yaşından itibaren Diyanet, tarikat, cemaat ve bazı dini vakıf ve derneklerin denetimindeki Kuran Kurslarına teslim edilmesine kimler onay veriyor? Soyut düşünme evresinin fersah fersah uzağındaki bu çocukların zihinlerinin “Melek, Şeytan, Cennet, Cehennem, Allah, vb gibi”, hiçbir gerçekliği olmayan salt imgesel kavramlarla örselenmesine, iğfal ve işgal edilmesine kimler, neden seyirci kalıyor? Bunları yapan ve MEB’i yöneten kim?” sorularını da sormuyorlar.

12 Ocak 2022

Bir Kitap Bir Yazar: 68’Lİ YILLAR…

 

Bir Kitap Bir Yazar: 68’Lİ YILLAR…

Halit Suiçmez 

1964 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde başlayan bir gencin Üniversite Anıları..

1968 Öğrenci Olayları Avrupa’da da ülkemizde de çok önemli toplumsal olgulardan biridir.

Üniversite öncesi eğitimini Diyarbakır’da alan yazar, bu kitabında da öncekilerde olduğu gibi içten bir dil ve anlatım sergilemiştir.

1964-70 döneminde yaşanmış bir tıp öğrenciliği ve üniversitede gelişen olaylara katılım-önderlik süreci söz konusu olmuştur.

Tarihe tanıklık vardır bu eserde, çünkü nesneldir, belgeseldir ve çok titiz bir araştırmaya dayandırılmıştır.

Halil Hoca; 1947 yılında Varto’da doğmuş, 1970’te Tıp Fakültesinden mezun olmuş, daha sonra da Gastroenteroloji dalında uzmanlık almış ve çok çeşitli çalışma ve görevlerden sonra şimdi de profesör akademisyen yazar olarak görevlerine devam etmektedir.

Çok başarılı bir akademisyenliğin dışında yine yetkin bir yazar olarak; Kanguru Yayınlarından çıkan “Bir Ev…Bir Sokak…Bir Şehir…Diyarbakır Anıları”, “Zamanın Tanığı”, “Muhacirler” isimli yapıtları bulunmaktadır.