10 Ocak 2021

Öğretmenevi Müdürü Kimlere Şantaj Tuzağı Kurdu?

 

Öğretmenevi Müdürü Kimlere Şantaj Tuzağı Kurdu?

Atalay Girgin*

“250 Milyonluk Yolsuzluk” iddiasıyla Türkiye’nin gündemine düşen Diyarbakır Öğretmenevi skandalında gün geçtikçe yeni bilgiler ortaya çıkıyor. Öğretmenevi müdürünün bazı kişilere kurduğu ve odalara yerleştirdiği gizli kamerayla kaydettiği iddia edilen “özel” görüntüler de bunlardan en yenisi.

Mahkeme safahatına geçmesiyle birlikte Diyarbakır özelinde yakından izlenen  Öğretmenevi yolsuzluk davasına ilişkin gelişmeler “Tigris Haber1” ve “Meopatamya Ajansı 272” tarafından sıcağı sıcağına haberleştirilerek okurlarına aktarıldı. Haberin ayrıntılarını merak edenler ilgili linklerden bunlara ulaşabilirler.

Ancak başlıkta yer alan Öğretmen evi müdürünce kurulduğu iddia edilen “şantaj tuzağı” bunlardan hiçbirinde yer almadı. Bu yeni ve “özel” iddiayı aşağıda aktaracağım.

Önce Gelişmelere İlişkin Kısa Özet

“Mezepotamya Ajansı”nın ve “Tigris Haber’den Noşin Öncel’in yazdıklarına göre; Diyarbakır Öğretmenevi yolsuzluk soruşturmasında, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianame Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.

Bir Numaralı Sanık

Aralarında bir profesörün ve ünlü iş insanlarının da bulunduğu 26 sanıklı davanın, iddianameye göre, bir numaralı sanığı ise zamanın hem Eğitim Bir Sen ve Memur Sen Diyarbakır İl Başkanı hem de Öğretmenevi Müdürü olan Yunus Memiş.

Memiş, 1 Kasım 2015 tarihinde yenilen genel seçimlerde AKP tarafından Diyarbakır’da 3’üncü sırada milletvekili adayı da gösterilmişti. Ancak partililer tarafından onun yerine yanlışlıkla kendisi ile aynı isim ve soy ismi taşıyıp, engelli kontenjanından adaylık başvurusunda bulunan bir yakınının dosyası YSK’ye gönderildi. Yanlışlık düzeltilip, evrakları YSK’ye gönderilen Memiş’in başvurusu hukuksal sorunlar nedeniyle reddedilmişti. 

07 Ocak 2021

“Dersimiz Domuzbağı” Soruşturması…

 

“Dersimiz Domuzbağı” Soruşturması…

Atalay Girgin*

İsmail Saymaz’ın Sözcü Gazetesi’ndeki “Dersimiz Domuzbağı1” başlıklı yazısıyla başlayan süreç soruşturmayla devam ediyor.

Bu yazı sonrası harekete geçen MEB Teftiş Kurulu, görevlendirdiği müfettişler aracılığıyla, dile getirilen iddialar, sorunlar ve sorumlular hakkında araştırma, inceleme ve soruşturma başlattı. Geçtiğimiz yılın Aralık ayı ortalarında başlayan soruşturma süreci hâlâ tamamlanmadı.

Soruşturma Konusu

İsmail Saymaz, soruşturma sürecinin işaret fişeğini çakan yazısının daha ilk satırlarında şöyle diyordu: Diyarbakır Milli Eğitim Müdürlüğü'nde endişelendiren bir kadrolaşma göze çarpıyor: Hizbullah!

Ardı sıra Hizbullah’ın 2000’li yıllarda yasal alana geçerek HÜDA PAR’a dönüştüğünü dile getiren Saymaz, bu yapının “Yasadışı örgüt, yasal parti ve dini cemaat şeklinde üçlü bir görünüm arz” ettiğini ve “AK Parti yanlısı Memur-Sen Konfederasyonu'nda memurlar arasında kitleselleş”tiğini belirtiyordu. Bunun eğitim alanındaki tezahürü de Eğitim Bir Sen’di.

 Diyarbakır’da “En az yirmi okul HÜDA PAR’a teslim” diyen ve bunlara ilişkin isimleri kodlayarak belirten İsmail Saymaz sözlerine şöyle devam ediyordu: En az 200 okul kantinini onlar işletiyor.

04 Ocak 2021

Atıf Ala'ya Kimler ‘İnce Ayar’ Çekti?

 

MEB Teftiş Kurulu Başkanı’na Kimler ‘İnce Ayar’ Çekti?

Atalay Girgin*

Şaşırmayın! Geçtiğimiz yılın son günlerinde Atıf Ala’ya, daha doğrusu onun “bakan adına” imzaladığı meşhur kararlarından birine, ‘ince ayar’ çekildi. ‘İnce ayar’ dediğime bakmayın, aslında gecikmeli de olsa çöp sepetine atıldı.

Bu ‘ince ayar’ algılanmadığı için de yapılan iş birçok mecrada sıradan bir haber olarak yer aldı. Örneğin; MEB merkez teşkilatındaki rant ve koltuk çeteleri ve kontrollerinde olduğu iddia edilen malum internet siteleri bile bunu, algıda seçiciliklerinin gereği, kendilerine dokunduğu ölçüde yalnızca bir “revizyon” olarak gördüler.

Ancak ne bu “revizyon”a ne de bunu yapanlara karşı cepheden bir tutum sergileyebildiler. Yalnızca sözüm ona “Özel Haber” ibaresiyle kendilerine “züğürt tesellisi” babından paye çıkarmakla yetindiler. Oysa bu olay 16 Aralık’ta haberleştirilmişti1 ve “Özel Haber” sözü de fasaryadan ibaretti.

Keza bu işin Atıf Ala boyutunu da ya algılayamadılar ya da algıladılarsa bile ne diyeceklerine bir türlü karar veremediler. Bundan dolayı olsa gerek ki yaptıkları sözüm ona “Özel Haber”lerde olup bitenlerin bu kısmına ilişkin zerre bir imada bile bulun(a)madılar.   

Peki; bu karar neydi? Bu ‘ince ayar’ı kimler çekmişti?

30 Aralık 2020

İLKSAN Yönetim Kurulu'ndaki ‘Münferit’ Üye Kim?

 

İLKSAN’daki ‘Münferit’ Üye Kim?

Atalay Girgin*

Ağızlarından, “milli ve manevi değerler” sözünü düşürmeyenlerden; “ahlâk, erdem, milliyetçilik, İslam ve Müslümanlık” kavramlarını yineleyip duranlardan hâlâ bir ses yok! Keza “Türklük ve Milliyetçilik” denildiğinde mangalda kül bırakmayanlardan da…

Sanırım, unutturacaklarını sanıyorlar. Sanırım, susarak ya da bilmezlikten, görmezlikten ve duymazlıktan gelerek meseleyi zaman değirmeninde un ufak eyleyip anımsanmaz kılmayı yeğliyorlar. Ama yanılıyorlar. Hem de fena halde yanılıyorlar. Çünkü, daha önce de belirttiğim gibi, bu köşede yazılanların arka planında vazgeçilmez iki temel ilke vardır: Bunlardan ilki, etik ilke ve değerlerdir. İkincisi ise fikri takip...

Bunlardan birinci ilkenin anlamı kısaca şudur: Hiç kimseye haksızlık yapmadan, hiç kimseye mesnetsiz, dayanaksız bir eleştiride bulunmadan, hiç kimsenin kişiliğine yönelik herhangi bir hakaret etmeden yazmak esastır. Yani aslolan, habere ve yoruma konu olan kişilerin söylemleriyle eylemlerini karşılaştırıp tutarsızlıklarını sergilemek ve asıl olarak da kamusal nitelik taşıyan eylem, karar ve düşüncelerini eleştirmektir. Bu arada belirteyim: Bir şeyi yapmamayı seçmek de bir eylemdir.

Zenginlik ve Yoksulluğa dair…

 

Zenginlik ve Yoksulluğa dair… 

Fikret başkaya 

Bir yoksul aç ise, bunun nedeni, zenginin zevk ve sefa içinde yaşamasıdır. Nerede bir bolluk görsem, onun yanı başında mutlaka çiğnenmiş bir hak görmüşümdür. 

Hz. Ali 

         “Kapitalizm yasal mafya, mafya da yasal olmayan kapitalizmdir.”

                                                        DarioBötancourt- Maria Garcia

 

Zengin olmak, başkasının emeğinin ürününe el koymaktır. Bir insan ne kadar yetenekli, becerikli, çalışkan olursa olsun, sadece kendi çabasıyla zengin olamaz… Dünyanın en zengin adamı, Amazon’un patronu Amerikalı JeffBezos182 milyar dolar servete sahip. İnsan havsalasını zorlayan bu skandal servet onun üstün yeteneklerinin ve çalışmasının eseri mi? Bu servetin asgari ücretin kaç katı olduğunu bir düşünün… Türkiye’de Yıldız Holding’in patronu Murat Ülker’in 4,7 milyar dolar serveti var. Bu servete nasıl sahip oldu? 

Kapitalizm dahilinde zengin olmanın iki yolu vardır: Birincisi, bir şey üretirsin üretilen değerin en büyük bölümüne el korsun (buna artı-değer sömürüsü denir); ya da çalarsın, mafyatik yöntemlerle yaratılmış zenginliğe el korsun. Şimdilerde Türkiye’de daha çok bu ikincisi revaçta… Bir şey üretme zahmetine katlanmaya gerek duyulmuyor… “İşi bitirmenin’ kestirme yolu tercih ediliyor… Bütçe, hazine, doğal zenginliklerimiz utanmazca yağmalanıyor, talan ediliyor… 

Dinci AKP 18 yıl önce, ‘üç Y ile (yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar) mücadele’ vaadiyle iktidara geldi… Ve geride kalan yaklaşık yüz yılda bu üçü hiçbir zaman bu günkü kadar zirve yapmadı, skandal düzeylere ulaşmadı… Bugün artık yoksulluk da derin yoksulluğa dönüşmüş bulunuyor… Fakat bu iktidar Y sayısını dörde çıkardı. Dördüncü Y yalan… 

27 Aralık 2020

“Modern Türkiye” Cumhuriyeti Bir Siyonist Proje!

 

“Modern Türkiye” Cumhuriyeti Bir Siyonist Proje!

Atalay Girgin*

Başlıktaki iddia bana ait değil! Keza bu yazının başlığına neden olan, “Modern Türkiye, Siyonist ‘Gizli Dünya Derin Devleti’nin bir projesi olarak kuruldu1” yargısı da bana ait değil.

Peki; bu söz ve bu sözün bildirdiği hüküm kime ait? Dahası bu bilginin kaynağı ve bu bilginin doğruluk değeri ne? Yani bu bilgi yanlış mı, yoksa doğru mu?

Bu bilginin doğruluk değeri ve kaynağına ilişkin asıl tartışmayı Sinan Meydan, İlber Ortaylı, vb gibi tarihçilere bırakıp, şimdilik yeri geldikçe soran, sorgulayan sorular sorarak devam edelim:

Sözün Sahibi Kim?

Dinsel temelli ve saplantılı, yanılsamalı siyasal ve ideolojik kabullerle bilinci sakatlanmış ve bunlar ekseninde tarihsel ve güncel toplumsal gerçekliği anlamlandırmaya çalışan her insan gibi, yukarıda alıntıladığımız sözün sahibi de bu kabulleri doğrultusunda bir hüküm kuruyor. Toplumsal gerçekliğin farklı veçhelerini bütünsel olarak değerlendirmek ve bu değerlendirmenin gerçekliğe uygun olup olmadığını sorgulamak yerine, yalnızca vaaz eyliyor.

Kabullerinin doğruluğu yanlışlığı, gerçekliğe uygunluğu ya da aykırılığına dair herhangi bir kuşku taşımıyor. Kendisinden çok emin! Hatta öylesine emin ki verdiği hükme referans kabul ettiği kaynaklarda (bu kaynaklar hangileriyse artık) yazılmış olan bilgileri de iman etmişçesine tartışılmaz, sorgulanmaz ya da yadsınmaz bir doğru kabul ediyor olmalı ki “Modern Türkiye” Cumhuriyeti’ni, “Batının”, yani ona göre “Siyonist ‘Dünya derin devleti’nin”, “200 yıl uğraşarak kurduğu bu proje devlet” diye niteliyor.

26 Aralık 2020

“EDEBİYAT NEDİR Kİ...”

 

“EDEBİYAT NEDİR Kİ...”

Halit Suiçmez

                                                        “…Yazan, düşüne taşına hareket etmesi gereken kişidir…”

Atalay Girgin’in, Dorlion Yayınlarından, 2019 yılında yayımlanan kitabından çok şey öğreniyoruz.

Önce adından başlayalım;

Kitabın adı okuyucuya yöneltilmiş çarpıcı bir sorudur.

“Edebiyatta Felsefe” ile başlıyor ilk bölüm.

Edebiyatın bir sanat olarak başta felsefe olmak üzere, ekonomi politik, psikoloji, tarih, sosyoloji, siyaset felsefesi gibi tüm toplumsal bilimlerle doğrudan ilgisi bulunmaktadır.

Yazar, düşünürlerin insan anlayışından başlayarak, fikir ve önermelerini anlatısına edebi biçimde içselleştirebilir.

Kurgusunda, olay örgüsünde; kişiler ve insan ilişkileri temelinde etik kişi ve etik ilişkiler olarak gösterebilir.

İoanna Kuçuradi’ye göre, yazar; kişi değerlerinin ve kişilerarası ilişkilerdeki değerlerin “neliğini”, kendisine en uygun biçimde gösterebilir.(İoanna Kuçuradi, İnsan ve Değerleri, sf.106,1998, aktaran; Atalay Girgin, Edebiyat Nedir ki, sf,14, 2019)

Edebiyatta yazarın felsefe ile ilişkisi elbette kavramlarla değil, sözcüklerledir.

Felsefi görüşü metnin dokusuna yedirir, kişilerarası ilişki ve olaylarla nesneleştirip ete kemiğe büründürür.

Bilinçli de yapılabilir bunu veya kendiliğinden de olabilir.

Değerlerin işlenmesiyle gösterir bu süreç kendini.

Etik ve estetiği içerir esas olarak.

“İyi” ve “kötü”nün ne olduğuna ilişkin sorgulamalar da buradaki etik kapsamındadır.

İnsanın eylemde bulunarak yaptığı veya vazgeçtiği her ilişki, durum etik kapsamında değerlendirilebilir.

Edebiyatta estetik boyut, biçim bağlamında ve nasıl anlatıldığı ile ilgilidir, etik boyut ise, neyin, niçin anlatıldığı ile ilgilidir ve kitaplardaki sorunlar, olay ve etik ilişkilerle bağlantılıdır.

25 Aralık 2020

Go Home Ziya Selçuk!

 

Go Home Ziya Selçuk!

Atalay Girgin*

Yanlış anlaşılmasın!

“Go Home Ziya Selçuk!” ya da “Ziya Selçuk Go Home!” diyerek, Milli Eğitim Bakanına “Evine dön!” çağrısı yapan ben değilim.

Böyle bir çağrı benim işim değil! Hatta bu yazının yer aldığı köşeden “MEB ve Eğitime Yakışan Bakan”ı açıkladığım gün bile böyle bir çağrıyı dile getirme hakkını kendimde görmem.

Biliyorum, siz şimdi bir önceki cümleyi okur okumaz, bu yazıda ne anlatacağımı bile bir kenara bırakıp  “Kim o MEB ve Eğitime Yakışan Bakan?” diye sormaya başlarsınız. Ama şimdi bunun sırası değil! Ben o yazıyı yayımlayıncaya dek, başkalarının “Bakan toto”larıyla, telaffuz ettikleri isimlerle yetineceksiniz efendim. Bunun için de çok beklemeyeceksiniz elbette…

Fal açmıyorum ancak üç vakte kadar mı desem, yoksa beş vakte kadar mı, bilemiyorum. Lakin muhtemeldir ki bundan da yakın bir zamanda “MEB ve Eğitime Yakışan Bakan”ın kim olduğunu öğreneceksiniz. Ben size şimdilik, yaptıkları çağrıyla, kimlerin “Go Home Ziya Selçuk” dediğini anlatayım!

Peki; kim ya da kimler Ziya Selçuk’a “Evine dön!” dedi? Buyurun efendim işte yanıtı!

22 Aralık 2020

MEB’in ‘Gizemli Okulu’ Üsküdar ARGEM’in Sırrı…?

 

MEB’in ‘Gizemli Okulu’ Üsküdar ARGEM’in Sırrı…?

Atalay Girgin*

Öğrencileri Türkiye’nin IQ düzeyi en yüksek (150 ve üzeri) çocuklarından oluşan Üsküdar ARGEM, kısa zamanda esrarengiz bir nitelik kazandı. Ve nedendir bilinmez, bir sırlar halesine büründü. Gün geçtikçe bu sırlar halesi dağılacağına, aksine sızan bilgilerle daha da yoğunlaşıyor.  

2017 yılında kurulan Üsküdar ARGEM, aynı yıl hem “MEB’in gizli okulu”** başlığıyla, Figen Atalay’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan haberine konu oldu hem de HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu’nun “Soru Önergesi”ne… Aşağıdaki satırlarda okuyacağınız gibi, elbette “gizem” salt bunlardan ibaret olarak kalmadı. Aksine bunlar bir sonuçtu. Ve giderek arttı.

Ancak başlıkta “MEB’in” dediğime bakmayın! Çünkü resmiyette ve görünüşte Milli Eğitim Bakanlığı’nın yetki ve denetimi altında faaliyet gösteren Üsküdar ARGEM’de, iddialara göre asıl söz sahibi olan ya da olanlar başkaları…

Buradan hareketle hemen soralım: Peki; Üsküdar ARGEM’de asıl etkili ve yetkili olduğu söylenen kişi ya da kişiler kimlerdir? Bunların MEB’de herhangi bir resmi sıfatı var mıdır? Varsa nedir? Eğer yoksa, etkili ve yetkili olduğu ileri sürülen kişi/kişiler, MEB dışındaki hangi kurum ya da kuruluşlara bağlıdırlar? Kimden ya da kimlerden talimat almakta ve ARGEM’de ne yapmaktadırlar? Keza bu kişi ya da kişilerin yaptıkları ve öğrencilere yaptırdıkları hakkında ailelerin bilgi ve onayı var mıdır?

19 Aralık 2020

İLKSAN’da Erkekler Sevilir, Kadınlar…!

 

İLKSAN’da Erkekler Sevilir, Kadınlar…!

Atalay Girgin*

İLKSAN, “Cennet anaların ayaklarının altındadır” mavalının okunduğu, anaların kadından sayılmadığı, kadınların ise değer görmediği kuruluşlardan birine dönüşmüştür. Bundan dolayıdır ki ilk yıllarının aksine yönetim kurullarında bir tek ana, bir tek kadın yoktur İLKSAN’ın. Peki; neden?

Bu kuruluş, 1943 yılında çıkarılan 4357 sayılı kanunla kurulmuştur. İlk yıllarda, ilgili kanunla amaçlanan işlevleri doğrultusunda faaliyetlerini sürdüren İLKSAN, özellikle 12 Eylül 1980 sonrası oluşan koşulların da etkisiyle temel işlevlerinden uzaklaşmaya başlamıştır.

Özellikle 1985’den sonra İLKSAN üzerinde etkisini gösteren ve yetki kullanan 12 Eylül zihniyetinin ardılı yönetimler, bu kuruluşun kayyım eline teslim edilmesine kadar giden sürecin mimarı olmuşlardır.

“Benim memurum işini bilir” zihniyeti, “Verdimse ben verdim” sözüyle pik yapmış, ancak yok olmamıştır. Bu dönemlerde yapılan yolsuzluk ve usulsüzlükler “İLKSAN Skandalı” olarak basının ve kamuoyunun gündemine düşmüştür.

İLKSAN’ı yolsuzluk ve usulsüzlüklerle anılır hale getirmelerine rağmen, bu kuruluşu bir türlü bırakmak istemeyen söz konusu zihniyet ve onun siyasal ve ideolojik akrabaları, ellerinden geleni artlarına koymamışlardır. Bu uğurda, akçeli işlerdeki yolsuzluk ve usulsüzlüklerin yanına, mahkemelerce saptanan temsilci seçimlerindeki usulsüzlükleri de eklemekten geri durmamışlardır.

18 Aralık 2020

Geleceğe İthaf Edilmiş Bir Roman; “ÖZ PEŞİNDE”

 

Geleceğe İthaf Edilmiş Bir Roman; “ÖZ PEŞİNDE”


İsa KÜÇÜK

 

Boşuna söylenmemiş,“her Mülkiyelinin peşinde bir sivil vardır” sözü.

 

“Öz Peşinde” isimli romanı okuyorum, kahramanı bir Mülkiyeli ve peşinde yine birileri var… Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mekteb-i Mülkiye-i Şahane)kuruluşundan itibaren hep büyüteç altında tutulmuş:

 

“Gözümüz gibi koruyalım, iyi bakalım, mezun olanlar devleti ayakta tutsun… aman dikkat; bunlar, ‘önce mülkiye sonra Türkiye’ derler.”

 

Yüceltme ve korku…

 

Siyasal erki elinde tutanlar her zaman bu ikilem içinde ve mesafeli bir tutumla izlemişler Mülkiyeyi. Korku ağır basınca kapatılmış. Cumhuriyet döneminde de, Çağdaş uygarlık düzeyi hedefinden uzaklaşıldıkça sürmüş kapatılma baskısı, başkentin dışına atma çabaları, ötekileştirme… Karmaşık bir ruh halinin hem umudu hem de hedefi olmuş Siyasal Bilgiler Fakültesi.

 

Kendileri de Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olan yazar Halit Suiçmez, mülkiyeli bir bilim insanının (Murat Özcü’nün) kaçırılışı ekseninde kurguladığı Öz Peşinde isimli romanı ile o ikilemi irdeleyerek anlama ve anlamlandırmaya çalışıyor.

 

Roman kahramanının soyadındaki “öz” ü kullanarak yaptığı eğretileme ile farklı anlamları buluşturan bir kaynak oluşturuyor. O kaynakta yarattığı ışıkla bağımsız, özgür ve mutlu bir Türkiye’nin mümkün olduğunu gösteriyor bizlere.

 

Değerli şairimiz Behçet Necatigil, “asıl şiirler bekler bazı yaşları” der. Bazı kitaplar da öyle olsa gerek. Hızlıca okuyup bitirdiğim, dönüp notlar alarak yeniden okuduğum Öz Peşinde öyle bir roman.

16 Aralık 2020

“Önce Ekmekler Bozuldu”; Ya Teftiş ve Müfettişler..?

 

“Önce Ekmekler Bozuldu”; Ya Teftiş ve Müfettişler..?

Atalay Girgin*

“Önce ekmekler bozuldu” der Oktay Akbal, aynı adı taşıyan kitabında, “Önce ekmekler bozuldu!”  Ya sonra?

Peki; ekmeklerin bozulması için, onun da öncesinde, ekmeği yapan fırıncının bozulması gerekmez mi? Keza bu durum, bozulan ekmeğin satışına onay verenlerin bozulmuş olmasını da gerektirmez mi?  Peki; sorun yalnızca fırıncıdan ya da ekmeğin yapıldığı undan, buğdaydan ve denetim elemanlarından mı ibarettir? Elbette değil.

Ekmek” Kavramından Düşünsel Yolculuğa

Oktay Akbal’ın bu kısacık cümlesindeki “ekmek” sözcüğü ve kavramı öylesine anlamlı ve öylesine çağrışımlarla yüklüdür ki eğer isterseniz, bunun peşine takılıp koskoca bir insanlık tarihinin derinliklerine doğru yolculuklara çıkabilir, entelektüel açlığınızı giderebilirsiniz.

Eğer isterseniz, düşünce ve bilim tarihinin okyanusuna dalıp onun köşe bucak koylarında kulaçlar atarak arınabilir, zihinsel olarak beslenebilir ve hatta düşünsel ufuk genişliği kazanarak, sorup sorgulayarak, var olanı yeniden anlamlandırmaya girişebilirsiniz. Hatta kabullerinizi bile değiştirebilirsiniz.  

Eğer isterseniz, “Peki; önce ekmekler bozulduysa sonrasında ne oldu?” diye sorabilir ve ardı sıra yaşanan toplumsal gerçekliği, ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel, vb boyutlarıyla birlikte ve olabildiğince bütünsel anlamda ele alıp sormaya, sorgulamaya, eleştirel bir biçimde değerlendirmeye yeltenebilirsiniz.

12 Aralık 2020

İstanbul BİLSEM: Kasıtlı Müfettişler, Mobbing Uygulayan Öğretmenler…

 

İstanbul BİLSEM: Kasıtlı Müfettişler, Mobbing Uygulayan Öğretmenler…

Atalay Girgin*

“İstanbul BİLSEM Hülya’nın Çiftliği1” başlıklı yazıya birçok kesimden değişik tepkiler geldi. Yazıya tepki gösterenlerden biri de yazıda adı geçen BİLSEM Müdürü / Müdiresi Hülya Özyürek’ti.

Söz konusu yazının Gerçek Gündem’de yayımlanmasından bir müddet sonra Hülya Özyürek aradı. Konuşmamız yaklaşık bir saat beş dakika sürdü. Yazıda kendisi hakkında yer alan iddialara yanıtlar verdi. Ve yeni tartışmalara, yeni cevap haklarına kapı aralayan çok ciddi ve önemli iddialarda bulundu.

Özyürek’in yanıtlarına ve iddialarına geçmeden önce, kendisine teşekkür ederim. MEB Teftiş Kurulu Başkanı Atıf Ala gibi yapmadığı için… Yani beni yardımcılarından birine talimat vererek aratmadığı için… Aksine doğrudan arama nezaketi ve cesareti gösterdiği, hatta sorularıma yanıtlar vermekten imtina etmediği için…

Buradan hareketle Hülya Özyürek’in kendisi hakkında ileri sürülen iddialara verdiği yanıtlara ve onun dile getirdiği çarpıcı iddialara geçebiliriz.

10 Aralık 2020

Hülya'nın Çiftliği İstanbul BİLSEM

 

İstanbul BİLSEM Hülya’nın Çiftliği

Atalay Girgin*

"Ah Atıf Ala Ah!1 başlıklı yazıyı okuyanlar anımsayacaktır. “Konu İstanbul efendim!”, demiştik; ve “İstanbul’da bir okul… Hem de İstanbul’un en gözde, en seçme öğrencilerinin gittiği bir okul…”

Bu okulun bir adı vardı elbette: İstanbul BİLSEM… Ya da tam adıyla; İstanbul Fuat Sezgin Bilim ve Sanat Merkezi.

İşte bu okulun bir de müdürü / müdiresi vardı. Ve her şeye rağmen hâlâ koltuğunda oturan… Adı:  Hülya Özyürek. Okulun internet sayfasındaki bilgiye göre 23 Ekim 2017’de göreve başlamıştı.

İddialara göre herhangi bir BİLSEM’de göreve başlaması için gerekli koşullara bile sahip değildi. Ama ne var ki bunlar önemsiz ayrıntılar ve küçük kusurlardı. MEB merkez teşkilatındaki rant ve koltuk çeteleri ve onların İstanbul’daki elemanları bu tür kusurları görmemekte ve kapatmakta mahirdi.

Yalnızca kusurları görmemekte ve kapatmakta değil! Aynı zamanda aklayıp paklamakta ve mükemmelleştirmekte de mahirdiler. MEB Personel Genel Müdürlüğü, Teftiş Kurulu ve bir de mülakat sistemi ne güne duruyordu ki…

08 Aralık 2020

Ah Atıf Ala Ah!

 

Ah Atıf Ala Ah!

Atalay Girgin*

Ah Atıf Ala ah! Yoksa bunu da mı yaptın? Ya da bunun da mı yapılmasına neden oldun?

Biliyorum! “Şimdi siz neyi yapmış? Ne yapmış ya da neyin yapılmasına neden olmuş Atıf Ala?” diye soracaksınız. Bunun yanıtını vermesi gereken kişi elbette Atıf Ala… Yani adıyla sanıyla, sıfatıyla statüsüyle, MEB Teftiş Kurulu Başkanı Atıf Ala. O bilmeyecek de ben mi bileceğim?

Konu İstanbul efendim! İstanbul’da bir okul…

Hem de İstanbul’un en gözde, en seçme öğrencilerinin gittiği bir okul... Lakin çiftlik gibi yönetilen bir kurum…

Tabii ki mesele çiftlik olunca, malum ya, her çiftliğin de bir sahibi oluyor: Bazen bir ağa bazen de bir hanım ağa… Hangisi olup olmadığına ilişkin takdir, şimdilik sizindir efendim!

Öğretmenevi Skandalı, Diyarbakır MEM ve Mahir Müfettişler-2

 

Öğretmenevi Skandalı, Diyarbakır MEM ve Mahir Müfettişler-2

Atalay Girgin*

Serkan Nasıl Kurtulur?

Biliyorum. Bu ara başlık birazcık “Asiye Nasıl Kurtulur?”a benzedi. Ama olsun. Herhangi bir mahzur yok efendim. Biz, “Bilin bakalım, bu yazının altında kimin imzası vardır?” sorumuzu anımsatarak, kaldığımız yerden devam edelim…

Yazının altında kimin imzası olduğunu bilebildiniz mi ya da yakini bir tahminde bulunabildiniz mi, bilemiyorum. Ancak, iddialara göre; doğrudan ve yalnızca Serkan Batur’u kurtarmaya dönük hazırlanmış yazının altında, bakan adına, yani Ziya Selçuk adına bir imza vardır. Belki de bu durumdan Ziya Selçuk bile haberdar değildir.

Lakin bu yazı başlangıçta umutlarını pekiştirse de dertlerine derman olamaz kahramanlarımızın. Çünkü yazının gereğini yaptırabilecekleri ve davulu boynuna asıp, tokmağı ellerine alabilecekleri, sorumluluğu da sırtına yıkabilecekleri bir merci ve kişi yoktur ortada.

Bu işi yapabileceklerden biri olan ve malum zerzevatların kendisine ilişkin umut besledikleri Vali Karaloğlu, kararlılık bildiren ve yaptırım gerektiren bir talepte bulunmaz. Arada sırada ve aklına geldikçe, dilinin ucuyla, olsa da olur olmasa da dercesine şifai sözler eder yalnızca.  

06 Aralık 2020

Öğretmenevi Skandalı, Diyarbakır MEM ve Mahir Müfettişler

 

Öğretmenevi Skandalı, Diyarbakır MEM ve Mahir Müfettişler-1

Atalay Girgin*

Okuyanlar anımsayacaktır. Diyarbakır Öğretmenevi yolsuzluğuyla ilgili 10 Kasım’da yayınlanan yazıya “Her olayın öncesi ve sonrası vardır. “250 milyonluk yolsuzluk”1 iddiasıyla kamuoyunun gündemine düşen Diyarbakır Öğretmenevi skandalı da bu genellemeden arî değildir.” sözleriyle başlamış,  operasyon öncesindeki bir dizi olayı kısaca özetlemiş ve ardı sıra da sormuştuk:  Peki; olayın sonrasında her şey bitti mi?2

Elbette bitmemişti. Hatta bu olay bağlamında yeni gelişmelerin ve ilişkilerin, yeni başlangıçların, hatta yolculukların kapısı aralanmıştı. Birileri o kapılardan geçecek, başka birileri bir üvey evlatmışçasına, kullan at bir eleman gibi,  kapıların dışında ya da eşiğinde bırakılacaktı. Birileri yollara çıkacaktı. Başka birileriyse o yolları gözleyecekti.

Kim bilir, şehre kimler gelir, kimler giderdi o yollardan… Kim bilir, tıpkı şair KemalBurkay’ın dediği gibi, “Belki şehre bir film gelir”di ve “Bir güzel orman olur”du “yazılarda” düşlerde…  

Şehre bir film geldi mi, bilmem. Lakin Diyarbakır Öğretmenevi yolsuzluk skandalının ardından geleni de gideni de çok oldu şehrin. Hele de korona nedeniyle konulan şehirlerarası seyahat kısıtlaması sona erdirilir erdirilmez, birileri soluğu Ankara’da aldı. Peki; geleniyle gideniyle kimdi bu birileri?

O halde başlayalım bir yerinden ve bakalım, kimler kimlerle nerelerde soluklanmış? Kimler kimlerle neler eylemiş bir yerlerde… Elbette şu hatırlatmayı da yapalım: Geçen yazımızın başkahramanı Öğretmenevi Müdürü Yunus Memiş’ti. Bu yazının başkahramanı ise Yunus Memiş’in cürümü ve İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Serkan Batur…

05 Aralık 2020

MEB’e “Domuzbağı” İşte Böyle Atılıyor!

 

MEB’e “Domuzbağı” İşte Böyle Atılıyor!

Atalay Girgin*

“MEB’e ve Eğitime Atılan Domuzbağı”1 başlıklı yazımızda, “domuzbağı”nın iki ucu olduğunu belirtmiştik: Bir ucunda rant vardı, diğer ucunda ise kadrolaşma ve aklama. Kadrolaşmada adres MEB Personel Genel Müdürlüğü’ydü. Aklamada ise herkesin malumu olduğu üzere, inceleme, soruşturma işlerini yürüten MEB Teftiş Kurulu…  Ve onun, mızrak misali, adrese teslim iş yapan bazı müfettişleri…

Belirtilen yazının peşi sıra gelen yazımızda ise “Atıf Ala MEB’deki ‘Domuzbağı’nın Hangi Ucunda?”2 sorusunu yöneltmiştik.

Bu yazıları fazlaca genel bulan ve örneklerle daha da somutlaştırmak gerektiğini belirten okurlar oldu. Bunun üzerine aşağıdaki satırları yazmaya karar verdim. Ancak, her örneğin tabiri caizse nevi şahsına münhasır olduğunu, yani kendi koşulları bağlamında değerlendirilmesi ve her durum için genellenmemesi gerektiğini aklınızdan çıkarmamanızı öneririm. İşte örneklerimizden biri…

03 Aralık 2020

Üniversite Hocasına Kulampara Sarması

 

Üniversite Hocasına Kulampara Sarması

Atalay Girgin*

Kulampara sarması, eğer güreş minderinde değilseniz, tek kişinin yapacağı bir iş değildir. En az iki kişi ya da iki grup gerekir, bunun için. Ve bir de bunların kıskacına girmiş, kıskaca alınmış biri ya da birileri… Bu yazıda söz konusu olan da ikincisidir.

Kulampara sarmasına alınmış olan kişi ise bir üniversite hocasıdır. Gazi Üniversitesi öğretim üyesi bir profesör… Kendi alanında yayınlanmış ve epeyce de satılan kitapları olan biri… Ve aynı zamanda, ne yazık ki MEB’deki rant ve koltuk çetesinin kontrolünde olduğu ileri sürülen internet haber sitelerinden birinin de köşe yazarı: Yani Kamudanhaber’in…

Kulampara sarmasına alanlar ise iddialara göre MEB’deki rant çetesinin hem merkez teşkilatında hem de birçok taşra teşkilatında at koşturan elemanlarıdır. Bu işi de kontrolleri altında olduğu ileri sürülen ve gerektiğinde birilerine karşı tehdit, şantaj ve teşhir aracı olarak kullandıkları, sözüm ona eğitim haberciliği yaptıkları, sayısı tam olarak bilinmeyen internet siteleri üzerinden gerçekleştirmektedirler. (Bir de sosyal medyada açtıkları ve kendilerine, sıfatlarına yakışır bir biçimde ne yedilerse onu ağızlarında geveleyerek kustukları çakma hesaplar üzerinden… Ancak, şimdilik bunun sırası değildir.)

Ve kısaca, sözüm ona iyisi, kötüsü ve kulampara sarmasına alınan mağduruyla, olayın başkahramanları bunlardır. Elbette bu işler yardımcı oyuncular, figüranlar ve dublörler olmadan olmaz. Ve sufle veren suflörler olmadan da…

01 Aralık 2020

MEB Sülükleri ve Besleme Çemişleri

 

MEB Sülükleri ve Besleme Çemişleri

Atalay Girgin*

Toplumsal çözülme ve kendini yaşamın tüm alanlarında ahlâki değer erozyonuyla dışa vuran kültürel çürüme dönemlerinde, Dünyanın neresinde olursa olsun sülükler, rant çeteleri ve onların irili ufaklı beslemeleri her yerde boy gösterir.

Her tür toplumsal kurum ve kuruluş bunların beslenme alanıdır. Hele hele ihalelerin, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin görmezden gelindiği ya da üstünün bir biçimde örtüldüğü; bu işleri, hem de organize bir biçimde yapanların bile soruşturmalarda “münferit”tir denilerek aklandığı kurum ve kuruluşlar sülüklerin ve rant çetelerinin beşiğidir. Buralarda semirdikçe semirirler.

Elbette yalnızca semirmekle kalmazlar. Bu denli semirmişken, hem semirme alanını rakip çetelerden koruyacak hem de kendilerine dışarıdan ya da içeriden gelebilecek tehlikeler karşısında, onları savunacak, güvenliklerini sağlayacak; hatta yeri geldiğinde de kapıya bağladıkları bir it misali, birilerinin üzerine salacakları, sözlerinin dışına çıkmayan, “tut” dediklerinde tutatacak; “saldır” dediklerinde saldıracak; “vur” dediklerinde vuracak; “havla” dediklerinde  de yalnızca havlayacak, besleme çemişlere ihtiyaç duyarlar.

Elbette bunun için hiç de zorlanmaz, organize rant çeteleri ve sülükler. Rant büyüdükçe böylesi çemişleri bulmakta da bu çemişleri beslemekte de herhangi bir sıkıntı yaşamazlar. Çünkü toplumsal çözülme ve kültürel çürüme dönemleri bunun için aramakla zor bulunan cinsten münbit bir fundalık toprağı sunar onlara...

30 Kasım 2020

İşte MEB’deki ‘Skandal’ İddia: Bakan İstemedi!

 

İşte MEB’deki ‘Skandal’ İddia: Bakan İstemedi!

Atalay Girgin*

Aslında benim gibi insanlar için tahmin ediliyordu bu “skandal” iddia. Hatta şu ana kadar ki gelişmeler ve yazdıklarımız dikkate alınıp değerlendirildiğinde, iddiadan da öte, biliniyordu demek, daha uygundur.

Dahası, nerede olduğu tespit edilemeyen, Sayıştay tarafından bile bulunamayan ‘kayıp’ 640 milyon Euro’suyla; puanı yetmediği halde, kendilerine yapılan “AhlâksızTeklif”i kabul etmeleri sonucu, MEB Personel Genel Müdürlüğü’nce atandıkları iddia edilen kadın ‘öğretmen’leriyle; merkez teşkilatından taşra teşkilatlarına dek hem de tek tek isimler vererek ve birbirlerinin kirli çamaşırlarını ortalığa sererek çatışmaya giren rant çeteleriyle; başta TBMM olmak üzere, Sayıştay ve Danıştay’ı bile dikkate almayan uygulamalarıyla, eğitimden çok tam bir “Skandal”lar bakanlığına dönüşen MEB’de, bu yazıda değineceğimiz “skandal” oldukça sıradan bir vakaydı.  “MEB’de Ahlâki Çürüme ve “Ahlâksız Teklif1 boşuna yazılmamıştı ya…

Ancak, tüm bunlara rağmen, bu sıradan ve vaka-i adiyelik “skandal”ı, önemli kılan ve yazı konusu yapmamıza neden olan ise bunu bir biçimde MEB Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı’nın da telaffuz etmesiydi. Ve sorumlu öznesinin de doğrudan Ziya Selçuk olmasıydı.

Peki; Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı ne demişti? Hangi sözüyle bu skandal iddiayı dile getirmiş ve ifşa etmişti? Doğru mu söylüyordu, yoksa yalan mı?