31 Ağustos 2021

‘Bakan’sız MEB’de Büyük Haram

 

‘Bakan’sız MEB’de Büyük Haram

Atalay Girgin*

Bakan Olmayan ‘Bakan’ Mahmut Özer

Sonunda olacağı buydu. Bir gece yarısı kararnamesiyle Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturtulan Mahmut Özer, kendi yasal sıfatı ve statüsü gibi, geçerliliği hukuken tartışmalı iş ve işlemlere imza atmaya başladı. Hem de koltuğa oturtulduğu günden itibaren…

Efendilerin çıkarlarına uygun düşmediği sürece uygulanmıyor, hatta bir paçavra misali çiğnenip bir kenara atılıyor ve sık sık yok sayılıyor olsa da hâlâ şeklen yürürlükte olan Anayasa, yasalar ve mevzuata göre TBMM’de yemin etmeden “Bakan” sıfatı, statüsü kazanması ve göreve başlaması söz konusu olmayan biri, MEB’de ortalığın tozunu atıyor.

Anayasaya göre ‘bakan’ olmayan Mahmut Özer, hukuken geçerli sayılan iş ve işlemler tesis ediyor! Kararlar alıyor! İmzalar atıyor! Kendi sıfatı ve statüsü Anayasaya uygun olmadığı halde, ünlü 76’ıncı madde kapsamında birilerini görevden alıyor, başka birilerini göreve getiriyor.

Bu toplumun gelecek nesillerini yetiştirmeye aday olduğu söylenen ‘öğretmen’ adayları, bu bakan olmayan ‘bakan’dan atama talep ediyor. Görevde olan memur ‘öğretmen’lerse neler istiyor neler…

Muhalefet milletvekilleri TBMM’de bile yemin etmemiş birine, yanıtlaması istemiyle soru önergeleri veriyor ya da onun imzaladığı cevapları dikkate alıyor. Bu tutum ve davranışlarıyla, fiilen, bir kararnameyi Anayasadan üstün gördüklerini anlatıyorlar topluma.

Anayasanın “Tağyir Tebdil ve İlga”sına Aldırmayanlar

Tüm bunları bilmelerine rağmen, Anayasa ve yasaların çiğnenmesine, hatta “tağyir, tebdil ve ilga” edilişine aldırmayan “milli ve yerli”, hem de milliyetçi, muhafazakâr ve maneviyat ehli yandaş ve yancı sendika yöneticileri Mahmut Özer’i kutlama ve tebrik yarışına girişiyor. Bu kutlama gösterisinde yer alan iktidar temsilcilerini, hatta “Adalet”e bakmakla görevlendirilmiş olan Adalet ‘Bakan’ının adını ve resmi kurumların bürokratlarını anmıyorum bile…

MEB özelinde yaşanan bu traji-komik olaylar, aslında Türkiye’nin hali pür mealinin göstergesidir. Birileri, “Türkiye Cumhuriyeti” sayıklamalarıyla ahkâm keser ve yasamadan yargı ve yürütmeye dek tüm toplumsal kurumların yerle yeksan oluşunu hem seyredip hem de bunu meşrulaştırırken; boşuna ve durduk yere, “Türkiye Cumhuriyeti Paradigması Son Kalesinde” ve sonra da “Türkiye Cumhuriyeti’nin Adı Kaldı Yadigâr” dememiştik. İşte gelinen nokta!

Hal böyleyken, bakar körleşen ve bir stepneye dönüşen muhalefetin eşliğinde sonunda bunu da gördük. Ve yürürlükte olan Anayasa ve yasalara göre hukuken “Bakan” olmayan biri, hukuken yok hükmünde olan ve ne yazık ki uyulan ve uygulanan kararları, iş ve işlemleriyle MEB’i yönetmeye girişti.

Özer’in Referansı Hukuk Mu Din Mi?   

Anayasaya göre hukuken bakan sıfatı ve statüsü kazanmamış birinin referansının hukuk, yasalar ve mevzuat olması, eşyanın tabiatı gereği tam bir garabettir. Bu durumu, devenin “nerem doğru ki” sözüyle geçiştirebilmek bile mümkün değildir. Çünkü kendi hukuki durumu Anayasal olarak geçersiz olan, yani yetkisiz birinin, işgal ettiği makamda yaptığı tüm işler, aldığı kararlar ve attığı imzalar da geçersiz ve hükümsüzdür.

Onca mürekkep yalamış, üniversitede rektörlük, YÖK’te yöneticilik, MEB’de üç yıl boyunca ‘bakan’ yardımcılığı yapmış birinin bunları bilmiyor olması da eşyanın tabiatına aykırıdır. Mahmut Özer de bunu biliyor olmalı ki söylenenlere göre, kendisine hukuku ve yasaları değil başka bir şeyi referans alıyor. Özellikle görevden almalarda…

Basına açık olmayan ve konuşulanların da kamuoyuna resmi olarak açıklanmadığı; bazı üst düzey MEB bürokratlarının ve il milli eğitim müdürlerinin katıldığı bir toplantı sonrasında sızan bilgilere göre Mahmut Özer’in “Kirli işler yapan harama bulaşan haramzadelerle çalışmayacağız”1 dediği söyleniyor.

Üzerinden günler, hatta haftalar geçmiş olmasına rağmen yalanlanmayan bu iddia ve bilginin peşi sıra, MEB’de görevden almalar ve yerine yeni atamalar daha da hızlanıyor. Bir anda görevden alınan herkes hakkında, doğru ya da yanlış, “harama bulaş”mış birer “haramzade” olduğu algısı oluşuyor.

Peki; tüm iş ve işlemlerin, alınan kararların, yapılan atamaların, diğer resmi kurumlar gibi, MEB’de de yasalara ve mevzuat hükümlerine göre yapılması; eğer ortada bir suç varsa, yine bunun adli ve idari olarak hukuken cezalandırılması gerekirken, özellikle görevden almalarda “haram” ve “haramzade” gibi dini kavramlara başvurulmasının nedeni nedir? Acaba din ve dinsel kavramlar referans alınarak, birileri hukuken idari ve adli soruşturma ve cezadan kurtarılmak mı istenmektedir?

Her Haram Suç Değildir

Malumunuzdur ki dinen haram sayılan her şey hukuken cezalandırmayı gerektiren bir suç olmadığı gibi, hukuken suç sayılan her şey de dinen haram değildir. Bu durumda “haram”ın, “harama bulaş”manın ya da “haramzade”liğin ölçüsü nedir? Kimin “harama bulaş”ıp bulaşmadığını, kimin “haramzade” olup olmadığını kim bilecek ya da belirleyecek? MEB’de haram olan nedir, haram olmayan ne?

Dahası, MEB’de en büyük haram ne? Anayasal anlamda hukuken yetkisi olmadığı halde birçok alanda tasarrufta bulunmak, akçeli ve akçesiz işlere imza atmak mı? Öğrenci ya da öğretmene taciz ve tecavüz mü? Taciz eylemi sübuta ermiş olanları yöneticiliğe atamak mı? Hatta bunların pansiyonda ve erkek öğrenciler arasında yatıp kalkmasına onay vermek mi? Rüşvet almak ya da ihaleye fesat karıştırmak mı? Bazı kişi ya da kişiler hakkında “münferit”tir raporu düzenleyerek birilerini aklamak mı? Görevi, hem de kasıtlı olarak suistimal etmek ve kötüye kullanmak mı? Maddi ya da manevi haz ayrıcalığı karşılığında bazı vakıf, cemaat ve tarikatlara kolaylıklar sağlamak mı? Yargıya göre “Başka hiçbir kuruma devredilemez” denilen eğitim hizmetlerini bu dini kuruluşlara devretmek mi? Sayıştay’ca tespit edilen MEB’in 640 milyon Euro’sunun nerede ve kimlerde olduğunun bulunamaması ya da bunu yok etmek mi? Milyonlarca insan işsizliğe ve yoksulluğa mahkûmken, birden fazla maaş almak mı?

Bu soruları daha da uzatabilirim. Ama gerek yok şimdilik. Bunların her biri hem idari hem de adli olarak soruşturulup hukuken cezalandırılması gereken suçtur. “Haram” ve “harama bulaş”mak sözleriyle geçiştirilecek eylemler değildir. Peki; açık ya da örtük bir biçimde bu gerekçelerle görevden alınmış olan kişiler hakkında idari ve adli soruşturma başlatıldı mı?  

****

(Elbette bu kadar değil. Devam edeceğiz efendim.)



* Ankara Üniversitesi, DTCF Felsefe Bölümü mezunu ve “Arzu Okulu”, “Aşk Mavidir Öğretmenim”,  Öğretmen Düzenin Duvarındaki Tuğla”, “Edebiyat Nedir Ki…”, “Allah dedi Üstad-ı Azam” kitaplarının yazarı. Felsefenin Işığında / Felsefece; http://atalaygirgin.blogspot.com

Hiç yorum yok: