31 Ekim 2019

'Atanamayan / Atama Bekleyen Öğretmenler'in Çığlığı...


‘Atanamayan Öğretmenler’in Çığlığını Kimler Duyacak?
Atalay Girgin*
Rakamlar, harfler, kavramlar ve sayılar ne yalan söyler ne de doğru. “Yalan” kavramı da dâhildir buna…

Ancak dünyanın her yerinde siyasal iktidarlar ve onların her soydan ve boydan kalemşorları, televizyonlara çıkarılan ‘uzman’ sıfatı taşıyan borazanları, rakamları-sayıları ve kavramları gerçekliğin üzerine kapkaranlık bir şal gibi çekmekte ve yanılsamalar yaratıp hakikati toplumun geniş kesimlerinden gizlemekte mahirdir.

Onların işleri budur. Yalanı ve yanlışı doğruymuş gibi sunmak. Paralarını bundan kazanırlar, çocuklarının karnını bu meziyetleriyle doyururlar. Hatta bir de üstüne üstlük, hiç utanıp sıkılmadan “Çocuklarıma haram lokma yedirmedim” derler. Ne gam!
Yalan-talan, haksızlık-adaletsizlik üzerine kurulmuş düzenleri devam etsin, bir avuç düzenbazın soygun çarkları dönsün yeter. Efendilerinin gönlü hoş olsun. Efendileri arada sırada, kapılarındaki sadık çomarlara yaptıkları gibi, başlarını okşasın, sırtlarını sıvazlasın yeter! Hele bir de yanında ulufeyle birlikte efendilerinin iltifatına da mazhar olurlarsa, değmeyin keyiflerine!
****
İşte bu minval üzre; rakamlarla oynanarak enflasyonun ve işsizliğin düşük gösterildiği, iğneden ipliğe yapılan zamların ‘fiyat ayarlaması’ olarak sunulduğu, üretimdeki düşüşün ‘eksi büyüme’ diye nitelendiği ve birilerinin “yalan söylüyorsunuz” diyemediği günümüz koşullarında sosyal medyada “atanamayan/atama bekleyen öğretmenlerin” yüzbinlerce tweeti dolaşıyor. Lakin bunları ne duyan(!) ve gören(!) var ne de ses veren bir yetkili…


Milli eğitim Bakanı Ziya Selçuk dâhil, etiketlenenlerin her biri sus pus. Hadi Ziya Selçuk geçen yıl ki 3600 meselesinde haddini hududunu öğrendiği, MEB’teki işlevini ve hükmünün sınırlarını kavradığı için onun sessizliğini anlamak mümkün. Peki; diğerlerine ne demeli?

Yazık! Yaban ellerden birinin bilmem kaç karakterlik bir tweeti günlerce gündem oldu. Yazdığı saçma sapan bir mektup hâlâ haber programlarında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Ne var ki “atanamayan ve atama bekleyen öğretmenlerin” etkili ve yetkili olduğu söylenen kişileri etiketleyerek, günlerdir adrese teslim babında yaptıkları paylaşımların sayısı yüz binleri geçip milyon sınırına dayandı. Buna rağmen etiketlenenlerden ses gelmediği gibi, incir çekirdeğine eziyet konuları haberleştirip sunan televizyonlara bile iki satır konu olamadılar.

Kimseler duymadı! Görenler görmezlikten geldi. Oysa bu “atanamayan/atama bekleyen öğretmenler”, Trump’ı, Putin’i, Merkel’i, hatta Esad’ı etiketleyip tweetlemeye başlasalardı, yalnız Türkiye’de değil, dünyada gündem olurlardı. Seslerini ve taleplerini sağır sultan bile duyardı.

Peki; bu koşullar altında, her geçen gün artan işsizler ordusunun içinde sayılarının 700 bini bulduğu ileri sürülen “atanamayan öğretmenler”in sesini kimler duyacak? Kimler bu insanların derdine derman olacak? İyi saatte olsunlar mı? Sorulacak soru çok, lakin yanıt verecek, bu toplumsal ve siyasal koşullarda sorunlara çare olacak hiçbir kişi ve kurum yok! Birilerinin ağzına bir parmak bal çalma umudu dağıtmanın dışında…

Öte yandan “Atanamayan/atama bekleyen öğretmenler” çok şey mi istiyor?

Elbette ki hayır! Paylaşımlarında en çok öne çıkan iki konudan biri, “Atama takviminin açıklanması”. Diğeri ise “Adil sıralı atama” ya da “Yüzdelik dilimle 60 bin atama”.

Çok mu zor bunları yapabilmek? Elbette hayır! Ama neylersiniz ki bunları talep edenlerin toplamı adaba, nezakete uymayan mektup yazan, tweet atan bir Trump yapmıyor!

NOT: “Atanamayan/atama bekleyen öğretmenler”in sorunu yalnızca seslerini duyuramamaktan ibaret değil. Ancak onların daha temel bambaşka sorunları var ki bunlara da sonraki yazıda değineceğim.


* Felsefenin Işığında / Felsefece; http://atalaygirgin.blogspot.com

Hiç yorum yok: