12 Aralık 2020

İstanbul BİLSEM: Kasıtlı Müfettişler, Mobbing Uygulayan Öğretmenler…

 

İstanbul BİLSEM: Kasıtlı Müfettişler, Mobbing Uygulayan Öğretmenler…

Atalay Girgin*

“İstanbul BİLSEM Hülya’nın Çiftliği1” başlıklı yazıya birçok kesimden değişik tepkiler geldi. Yazıya tepki gösterenlerden biri de yazıda adı geçen BİLSEM Müdürü / Müdiresi Hülya Özyürek’ti.

Söz konusu yazının Gerçek Gündem’de yayımlanmasından bir müddet sonra Hülya Özyürek aradı. Konuşmamız yaklaşık bir saat beş dakika sürdü. Yazıda kendisi hakkında yer alan iddialara yanıtlar verdi. Ve yeni tartışmalara, yeni cevap haklarına kapı aralayan çok ciddi ve önemli iddialarda bulundu.

Özyürek’in yanıtlarına ve iddialarına geçmeden önce, kendisine teşekkür ederim. MEB Teftiş Kurulu Başkanı Atıf Ala gibi yapmadığı için… Yani beni yardımcılarından birine talimat vererek aratmadığı için… Aksine doğrudan arama nezaketi ve cesareti gösterdiği, hatta sorularıma yanıtlar vermekten imtina etmediği için…

Buradan hareketle Hülya Özyürek’in kendisi hakkında ileri sürülen iddialara verdiği yanıtlara ve onun dile getirdiği çarpıcı iddialara geçebiliriz.

10 Aralık 2020

Hülya'nın Çiftliği İstanbul BİLSEM

 

İstanbul BİLSEM Hülya’nın Çiftliği

Atalay Girgin*

"Ah Atıf Ala Ah!1 başlıklı yazıyı okuyanlar anımsayacaktır. “Konu İstanbul efendim!”, demiştik; ve “İstanbul’da bir okul… Hem de İstanbul’un en gözde, en seçme öğrencilerinin gittiği bir okul…”

Bu okulun bir adı vardı elbette: İstanbul BİLSEM… Ya da tam adıyla; İstanbul Fuat Sezgin Bilim ve Sanat Merkezi.

İşte bu okulun bir de müdürü / müdiresi vardı. Ve her şeye rağmen hâlâ koltuğunda oturan… Adı:  Hülya Özyürek. Okulun internet sayfasındaki bilgiye göre 23 Ekim 2017’de göreve başlamıştı.

İddialara göre herhangi bir BİLSEM’de göreve başlaması için gerekli koşullara bile sahip değildi. Ama ne var ki bunlar önemsiz ayrıntılar ve küçük kusurlardı. MEB merkez teşkilatındaki rant ve koltuk çeteleri ve onların İstanbul’daki elemanları bu tür kusurları görmemekte ve kapatmakta mahirdi.

Yalnızca kusurları görmemekte ve kapatmakta değil! Aynı zamanda aklayıp paklamakta ve mükemmelleştirmekte de mahirdiler. MEB Personel Genel Müdürlüğü, Teftiş Kurulu ve bir de mülakat sistemi ne güne duruyordu ki…

08 Aralık 2020

Ah Atıf Ala Ah!

 

Ah Atıf Ala Ah!

Atalay Girgin*

Ah Atıf Ala ah! Yoksa bunu da mı yaptın? Ya da bunun da mı yapılmasına neden oldun?

Biliyorum! “Şimdi siz neyi yapmış? Ne yapmış ya da neyin yapılmasına neden olmuş Atıf Ala?” diye soracaksınız. Bunun yanıtını vermesi gereken kişi elbette Atıf Ala… Yani adıyla sanıyla, sıfatıyla statüsüyle, MEB Teftiş Kurulu Başkanı Atıf Ala. O bilmeyecek de ben mi bileceğim?

Konu İstanbul efendim! İstanbul’da bir okul…

Hem de İstanbul’un en gözde, en seçme öğrencilerinin gittiği bir okul... Lakin çiftlik gibi yönetilen bir kurum…

Tabii ki mesele çiftlik olunca, malum ya, her çiftliğin de bir sahibi oluyor: Bazen bir ağa bazen de bir hanım ağa… Hangisi olup olmadığına ilişkin takdir, şimdilik sizindir efendim!

Öğretmenevi Skandalı, Diyarbakır MEM ve Mahir Müfettişler-2

 

Öğretmenevi Skandalı, Diyarbakır MEM ve Mahir Müfettişler-2

Atalay Girgin*

Serkan Nasıl Kurtulur?

Biliyorum. Bu ara başlık birazcık “Asiye Nasıl Kurtulur?”a benzedi. Ama olsun. Herhangi bir mahzur yok efendim. Biz, “Bilin bakalım, bu yazının altında kimin imzası vardır?” sorumuzu anımsatarak, kaldığımız yerden devam edelim…

Yazının altında kimin imzası olduğunu bilebildiniz mi ya da yakini bir tahminde bulunabildiniz mi, bilemiyorum. Ancak, iddialara göre; doğrudan ve yalnızca Serkan Batur’u kurtarmaya dönük hazırlanmış yazının altında, bakan adına, yani Ziya Selçuk adına bir imza vardır. Belki de bu durumdan Ziya Selçuk bile haberdar değildir.

Lakin bu yazı başlangıçta umutlarını pekiştirse de dertlerine derman olamaz kahramanlarımızın. Çünkü yazının gereğini yaptırabilecekleri ve davulu boynuna asıp, tokmağı ellerine alabilecekleri, sorumluluğu da sırtına yıkabilecekleri bir merci ve kişi yoktur ortada.

Bu işi yapabileceklerden biri olan ve malum zerzevatların kendisine ilişkin umut besledikleri Vali Karaloğlu, kararlılık bildiren ve yaptırım gerektiren bir talepte bulunmaz. Arada sırada ve aklına geldikçe, dilinin ucuyla, olsa da olur olmasa da dercesine şifai sözler eder yalnızca.  

06 Aralık 2020

Öğretmenevi Skandalı, Diyarbakır MEM ve Mahir Müfettişler

 

Öğretmenevi Skandalı, Diyarbakır MEM ve Mahir Müfettişler-1

Atalay Girgin*

Okuyanlar anımsayacaktır. Diyarbakır Öğretmenevi yolsuzluğuyla ilgili 10 Kasım’da yayınlanan yazıya “Her olayın öncesi ve sonrası vardır. “250 milyonluk yolsuzluk”1 iddiasıyla kamuoyunun gündemine düşen Diyarbakır Öğretmenevi skandalı da bu genellemeden arî değildir.” sözleriyle başlamış,  operasyon öncesindeki bir dizi olayı kısaca özetlemiş ve ardı sıra da sormuştuk:  Peki; olayın sonrasında her şey bitti mi?2

Elbette bitmemişti. Hatta bu olay bağlamında yeni gelişmelerin ve ilişkilerin, yeni başlangıçların, hatta yolculukların kapısı aralanmıştı. Birileri o kapılardan geçecek, başka birileri bir üvey evlatmışçasına, kullan at bir eleman gibi,  kapıların dışında ya da eşiğinde bırakılacaktı. Birileri yollara çıkacaktı. Başka birileriyse o yolları gözleyecekti.

Kim bilir, şehre kimler gelir, kimler giderdi o yollardan… Kim bilir, tıpkı şair KemalBurkay’ın dediği gibi, “Belki şehre bir film gelir”di ve “Bir güzel orman olur”du “yazılarda” düşlerde…  

Şehre bir film geldi mi, bilmem. Lakin Diyarbakır Öğretmenevi yolsuzluk skandalının ardından geleni de gideni de çok oldu şehrin. Hele de korona nedeniyle konulan şehirlerarası seyahat kısıtlaması sona erdirilir erdirilmez, birileri soluğu Ankara’da aldı. Peki; geleniyle gideniyle kimdi bu birileri?

O halde başlayalım bir yerinden ve bakalım, kimler kimlerle nerelerde soluklanmış? Kimler kimlerle neler eylemiş bir yerlerde… Elbette şu hatırlatmayı da yapalım: Geçen yazımızın başkahramanı Öğretmenevi Müdürü Yunus Memiş’ti. Bu yazının başkahramanı ise Yunus Memiş’in cürümü ve İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Serkan Batur…

05 Aralık 2020

MEB’e “Domuzbağı” İşte Böyle Atılıyor!

 

MEB’e “Domuzbağı” İşte Böyle Atılıyor!

Atalay Girgin*

“MEB’e ve Eğitime Atılan Domuzbağı”1 başlıklı yazımızda, “domuzbağı”nın iki ucu olduğunu belirtmiştik: Bir ucunda rant vardı, diğer ucunda ise kadrolaşma ve aklama. Kadrolaşmada adres MEB Personel Genel Müdürlüğü’ydü. Aklamada ise herkesin malumu olduğu üzere, inceleme, soruşturma işlerini yürüten MEB Teftiş Kurulu…  Ve onun, mızrak misali, adrese teslim iş yapan bazı müfettişleri…

Belirtilen yazının peşi sıra gelen yazımızda ise “Atıf Ala MEB’deki ‘Domuzbağı’nın Hangi Ucunda?”2 sorusunu yöneltmiştik.

Bu yazıları fazlaca genel bulan ve örneklerle daha da somutlaştırmak gerektiğini belirten okurlar oldu. Bunun üzerine aşağıdaki satırları yazmaya karar verdim. Ancak, her örneğin tabiri caizse nevi şahsına münhasır olduğunu, yani kendi koşulları bağlamında değerlendirilmesi ve her durum için genellenmemesi gerektiğini aklınızdan çıkarmamanızı öneririm. İşte örneklerimizden biri…

03 Aralık 2020

Üniversite Hocasına Kulampara Sarması

 

Üniversite Hocasına Kulampara Sarması

Atalay Girgin*

Kulampara sarması, eğer güreş minderinde değilseniz, tek kişinin yapacağı bir iş değildir. En az iki kişi ya da iki grup gerekir, bunun için. Ve bir de bunların kıskacına girmiş, kıskaca alınmış biri ya da birileri… Bu yazıda söz konusu olan da ikincisidir.

Kulampara sarmasına alınmış olan kişi ise bir üniversite hocasıdır. Gazi Üniversitesi öğretim üyesi bir profesör… Kendi alanında yayınlanmış ve epeyce de satılan kitapları olan biri… Ve aynı zamanda, ne yazık ki MEB’deki rant ve koltuk çetesinin kontrolünde olduğu ileri sürülen internet haber sitelerinden birinin de köşe yazarı: Yani Kamudanhaber’in…

Kulampara sarmasına alanlar ise iddialara göre MEB’deki rant çetesinin hem merkez teşkilatında hem de birçok taşra teşkilatında at koşturan elemanlarıdır. Bu işi de kontrolleri altında olduğu ileri sürülen ve gerektiğinde birilerine karşı tehdit, şantaj ve teşhir aracı olarak kullandıkları, sözüm ona eğitim haberciliği yaptıkları, sayısı tam olarak bilinmeyen internet siteleri üzerinden gerçekleştirmektedirler. (Bir de sosyal medyada açtıkları ve kendilerine, sıfatlarına yakışır bir biçimde ne yedilerse onu ağızlarında geveleyerek kustukları çakma hesaplar üzerinden… Ancak, şimdilik bunun sırası değildir.)

Ve kısaca, sözüm ona iyisi, kötüsü ve kulampara sarmasına alınan mağduruyla, olayın başkahramanları bunlardır. Elbette bu işler yardımcı oyuncular, figüranlar ve dublörler olmadan olmaz. Ve sufle veren suflörler olmadan da…

01 Aralık 2020

MEB Sülükleri ve Besleme Çemişleri

 

MEB Sülükleri ve Besleme Çemişleri

Atalay Girgin*

Toplumsal çözülme ve kendini yaşamın tüm alanlarında ahlâki değer erozyonuyla dışa vuran kültürel çürüme dönemlerinde, Dünyanın neresinde olursa olsun sülükler, rant çeteleri ve onların irili ufaklı beslemeleri her yerde boy gösterir.

Her tür toplumsal kurum ve kuruluş bunların beslenme alanıdır. Hele hele ihalelerin, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin görmezden gelindiği ya da üstünün bir biçimde örtüldüğü; bu işleri, hem de organize bir biçimde yapanların bile soruşturmalarda “münferit”tir denilerek aklandığı kurum ve kuruluşlar sülüklerin ve rant çetelerinin beşiğidir. Buralarda semirdikçe semirirler.

Elbette yalnızca semirmekle kalmazlar. Bu denli semirmişken, hem semirme alanını rakip çetelerden koruyacak hem de kendilerine dışarıdan ya da içeriden gelebilecek tehlikeler karşısında, onları savunacak, güvenliklerini sağlayacak; hatta yeri geldiğinde de kapıya bağladıkları bir it misali, birilerinin üzerine salacakları, sözlerinin dışına çıkmayan, “tut” dediklerinde tutatacak; “saldır” dediklerinde saldıracak; “vur” dediklerinde vuracak; “havla” dediklerinde  de yalnızca havlayacak, besleme çemişlere ihtiyaç duyarlar.

Elbette bunun için hiç de zorlanmaz, organize rant çeteleri ve sülükler. Rant büyüdükçe böylesi çemişleri bulmakta da bu çemişleri beslemekte de herhangi bir sıkıntı yaşamazlar. Çünkü toplumsal çözülme ve kültürel çürüme dönemleri bunun için aramakla zor bulunan cinsten münbit bir fundalık toprağı sunar onlara...