27 Şubat 2018

Öğretmenin İtibarı Sendikası Kadardır!


İtibar/İtibarsızlaş(tırıl)ma, 4 Yılda Bir Sınav, Performans Girdabındaki
Öğretmenin İtibarı Sendikası Kadardır !!!
Atalay Girgin*

2018 yılı öğretmen camiası için bir dizi sorunla birlikte, hızlı ve hareketli başladı. Önce Çorlu’da bir öğretmenin yaşadığı olay ve bunun üzerine verilen tepkiler düştü, sosyal medyaya… Bununla bağlantılı olarak da imza kampanyaları eşliğinde “İtibar Yasası” talebi… Ama bunu yapanlar nedense “Yasayla itibar olur mu?” diye sormadılar.

Sonra 4 yılda bir sınav eşliğinde, veli ve öğrencilerin de içerisinde yer alacağı performans değerlendirme sorunu geldi. Öğretmen camiası bir anda kendini kıskaç içerisinde buldu. Şu anda her kafadan bir ses çıkıyor. Sendika yöneticileri ise sanki tam bir kapı kulu zihniyetiyle sus pus… Oysa asıl sorun daha derinde…

Sözü dolandırmadan söyleyeyim: Kimse alınmasın ya da “yarası olan gocunur” misali alınmak isteyen de alınsın! Eğitim sistemi bir yana, asıl sorun öğretmen camiasının kendisindedir. Hatta en çok yakınılan ve yıllardır dillere pelesenk olan “itibar / itibarsızlaş(tırıl)ma sorununun nedeni bile öğretmenlerdir. 

Buradan hareketle başlığa dönelim:


Sendikalar, öğretmenlerin iki itibar göstergesinden biridir Elbette birincisi değil (ki bu birinci önemli ve sonraki yazının konusu). Çünkü sendikalar öğretmenlerin örgütlü gücüdür ve örgütlü güçle kazanılan her hak ve her kazanımdan tek tek her öğretmen de pay alır. Bu pay, yalnızca ekonomik ve mesleki düzeyde değildir.

Aynı zamanda ve aslında bunlardan daha da önemli olan, toplumsal itibar payıdır. Sendikaların çatısı altında örgütlü bir mücadeleyle ulaşılan her başarı, hem sendikanın hem de onun üyesi olan öğretmenin itibarını toplumsal anlamda yükseltirken, üye olarak sendikaya aidiyet bilinci ve bağını da güçlendirir. Elbette bu olması gerekendir.

Gerçeklikte Olan Nedir

Ancak, öğretmenliğin ve öğretmenin itibarsızlaşması / itibarsızlaştırılması söyleminin ve sorununun onların sendikalarını kapsadığına hiç tanık olmuyoruz. Oysa dile getirilen bu söylem, gerçekliği olan bir sorun iseeğitim sendikalarını ve onların yöneticilerini de kapsaması gerekir. Malum; onlar da, maaşlarını üye öğretmenlerin ödediği aidatlarından alan birer öğretmen ya! Ne var ki, hiçbir eğitim sendikasının yöneticisi “Ben itibarsızlaştırılıyorum! İtibarım iki paralık oldu!” diyerek, itibarsızlaşma / itibarsızlaştırılma sorunundan rahatsızlığını dile getirmiyor.

Aksine; akıntıya kürek çekercesine, öğretmenliğin ve öğretmenin itibarsızlaştırılmasından dem vuruyor, o söylemden beslenmeye çalışıyor. Hatta bazıları hızını alamayıp “Öğretmenliğe yeniden itibar kazandırmak için” akademisyenlerle toplantılar düzenliyor. Sonuçta ortaya şöyle bir garabet çıkıveriyor: Üyeleri itibarsızlaşan / itibarsızlaştırılan öğretmenlerden oluşan, kendileri ise itibarlı, en azından itibar sorunu yaşamayan sendika yöneticileri. Hatta bu, söz konusu sendikaların ve yöneticilerinin siyasi iktidara yakınlığına bağlı olarak, “el bebek gül bebek” oluvermelerine de vesile oluyor. Bazıları hızını alamayıp, bakanla görüşmesinden tweetler atabilecek kadar işi ilerletiyor. Bazıları siyasi iktidarla yakınlık nüfuzunu kullanarak sağladığı üye sayısına bakarak, ”üye patlaması yaşadık”larıyla övünebiliyor. Bazıları da, sanki önceki dönemlerde, okul idarecileri aracılığıyla kendileri benzer işler yapmamışlar gibi, üyelerinin istifa ettirildiğinden yakınarak dövünebiliyor elbette.

Bu durumda sendika üyesi ve itibarsızlaştırılmaktan yakınan bir öğretmenin sorması gerekmiyor mu? “Benim itibarsızlığım ortadayken, benim ödediğim (daha doğrusu sırtımdan alınan) aidatlarla var olan sendikaların yöneticileri, nasıl oluyor da, işverenin yetkilileri ve temsilcilerince kapılarda karşılanıp ağırlanabiliyor, itibar görebiliyor? Hangi kademeye kimin yönetici olup olmamasının, kulisini, pazarlığını yapabiliyor? Neden ve niçin bu yöneticiler el üstünde tutuluyor? Nasıl oluyor da benim aidatlarımla yatırım üstüne yatırım yapılabiliyor?” demesi gerekmez mi?

Öğretmenler Talimatla Sendika Kurar Mı?

Ne yazık ki, sendika üyesi öğretmenlerin büyük bir çoğunluğu bunları sormuyor. Soranlar, sormaya yeltenenler de bıkkınlık ve küskünlük içinde yerlerinden kıpırdamıyor. Tam bir memurlaşan ‘öğretmen’ edasıyla, kendi kendine hayıflanarak emekliliğe erişmeyi bekliyor.

Daha da tuhafı ve hiçbir öğretmene yakışmayacak olanı ise talimatla kurulan yapılara ‘sendika’ adını veriyor oluşları. Talimatla kurulan ya da siyasi iktidara yakın ‘sendika’lara üye oluveriyorlar. Sözüm ona bir yandan sınıfta öğrenciye “dürüst olun, ilkeli ve tutarlı olun” derken, kendileri birer rüzgârgülü misali bir o yana bir bu yana dönmekten şirazelerini yitiriyorlar. Öğretmenlik kavramının neliğiyle bağdaşmayacak bir sürece adım atıyorlar (Sonra da öğrenci ve veli karşısında, dahası toplumda itibarlarının kalmadığından, öğretmenliğin itibarsızlaştırıldığından yakınıyorlar!!!).

Ama bu sürece adım atan, birilerinin talimatıyla iş yapan kişileri kınamıyor, aksine kendi adıma o memur ya da memurlaşan ‘öğretmen’lere teşekkür ediyorum. Çünkü bu somut olay, bundan çok önceleri yazılarımda ısrarla anlatmaya çalıştığım bir bilginin yanılsama olmadığını da gösteriyor: Memurlaşan, memurlaştırılan, sıfatların, statülerin karşısında ve birilerinin ardında vecd içinde secde ederek sürekli değişen öğretmen ve öğretmenlik gerçekliğinin, varlığını ve hal-i pür mealini.

Ne var ki gerçekliğin hükmü onlar için de çabuk galebe çalmıştır: Talimatla kurulan ‘sendika’, yine talimatla ömrünü tamamlamaya yüz tutmuştur. Elbette gelecek yeni bir talimatla, bekleyişe geçmeleri gerektiği söylenmezse…

Peki; Yaşananların Sorumlusu Kim?

Kimse kusura bakmasın ama bunların asıl sorumlusu ‘öğretmen’lerdir. Bu ‘öğretmen’lerin eseri olan sendikalar da onların itibar aynasıdır. O aynaya bakıp bakıp, itibarsızlaşmaktan yakına yakına saçlarını tarayabilirler. Ancak saçlarını taramaktan kendilerini alabilir, sonra da düşünmeye, sorup sorgulamaya girişebilirlerse gerçekliğin hakikatini kavramaya yönelebilirler. Bunu yaptıklarında da,

1-    Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk’un, ağzından dökülen, “Yöneticilik için babasını satacak adamlar var” sözünde kastedilenlerin de öğretmen olduğunu ve sendika yöneticilerinin siyasi iktidarlarla sarmaş dolaş olmalarının nedenlerini;

2-    Görevde kalabilmek, yükselebilmek, atamasının yapılmasını sağlayabilmek ya da kendisine ilişilmesin diye, sendikalar arasında mekik dokuyan öğretmenlerin itibarsızlaşma / itibarsızlaştırılma sorununa katkısının ne olduğunu;

3-    Memur ‘öğretmen’ler ve memurlaştırılan ‘öğretmen’lerle kuşatılan camiadan çıkan, üye aidatlarını bile işvereninin elinden alan sendika yöneticilerinin neden itibar sorunu yaşamadığını, öğretmenin ise neden aynı sorunla hemhal olup olmadığını kavrayabilirler. Hatta çok daha fazlasını da…

Belki o zaman, kafasına taş düşmüşçesine derin uykusundan uyanabilir ya da titreyip kendine dönerek, aynadaki suretine bakıp “Ey suçlu! Ey sorumlu! Şimdi seni yakaladım” diyebilirler.

Ne dersiniz? Derin uykusundan uyanabilir mi, memur ‘öğretmen’ler, memurlaştırılan ‘öğretmen’ler? Ve uyanıp, sendikalarını, öğretmenin toplumsal itibarının göstergelerinden biri kılmaya yeltenebilir mi? Yoksa öğretmenliği memurluğa boğdurtmuş olanların, bu yollarda izi olmaz mı, diyorsunuz?  

Madem öyle, bu durumda da fazla söze gerek yok! Yakında bir memur ‘öğretmen’ bir başka memurlaştırılan ‘öğretmen’e, “Bana sendikanı söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!”  ya da “Ben ‘öğretmeni’ sendikasından tanırım!” derse şaşırmamak gerek!




* Felsefe Öğretmeni; http://atalaygirgin.blogspot.com.tr

Hiç yorum yok: